Türkiye – NATO ilişkilerinde Güncel Durum
İkinci Dünya Savaşı’ndan galip ayrılan güçlerden SSCB’nin Boğazlar üzerinde hak iddia etmesi gibi hadiseleri varoluşsal bir tehdit olarak algılayan Türkiye, 1952 yılında Demokrat Parti’nin Kore’ye asker yollamasıyla NATO üyesi olmuş ve oluşan düalist yapı içerisindeki tarafını seçmişti. Bu tarihten itibaren dünyada yaşanan hadiselere NATO üyesi perspektifi ile bakan Türkiye, ittifak prensibinin mantalitesine aykırı olacak şekilde sayısız yaklaşıma maruz bırakılmıştır. Bu çalışmada da Türkiye’nin NATO ve AB ülkeleri ile kurduğu ilişkilerin güncel durumu ve mevzubahis ilişkilerin Türkiye’nin savunma sanayisine olan etkileri değerlendirilecektir.
İttifak prensibine aykırı olarak yaşanan durumlara yakın tarihten bir örnek ile başlanmak istenilirse, 24 Kasım 2015’te Türkiye’nin sınırlarını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesi hadisesi değerlendirilebilir. Soğuk Savaş sonrası ilk defa bir NATO üyesi ülke tarafından doğrudan Rusya uçağı düşürülmüş ve iki ülke ciddi bir krizle karşı karşıya kalmıştır. Fakat bu süreçte NATO ittifakının diğer mensupları, müttefikleri ve yükselen tansiyonun taraflarından birisi konumunda bulunan Türkiye’nin arkasında yekvücut durmamış ve yeterli destek mesajları paylaşmamışlardır.

24 Kasım 2015’te düşürülen SU-24 tipi Rus uçağı.
15 Temmuz 2016’da FETÖ’cü cunta grubunca girişilen darbe girişiminin bertaraf edilmesini takiben, Türkiye’nin savunma pratikleri büyük ölçüde değişmiştir. Terörü “sınır ötesinde ve yerinde” imha etme pratiğini benimseyen Türkiye, 24 Ağustos 2016 tarihinde DAEŞ ile mücadele etmek için Suriye’nin kuzeyinde Fırat Kalkanı Harekatı’nı başlatmıştır. Türkiye’nin müttefiki olan NATO ülkelerinden; müttefiklerine icra edilen operasyonlar sebebiyle destek mesajları paylaşmaları gerekirken, yürütülen sınır ötesi operasyonların durdurulması talebine varıncaya kadar ittifak prensibine aykırı aksiyonlar gözlemlenmiştir. Burada ifade edilen durumlara benzer örnekler; Zeytin Dalı Harekâtı’nda, Barış Pınarı Harekâtı’nda ve Bahar Kalkanı Harekâtı’nda da görülmüştür.[1] Bilhassa Barış Pınarı Harekâtı öncesi Türkiye’nin talep ve beyanlarına gerektiği ihtimamı göstermeyen NATO mensupları, harekâttan sonra Türkiye’ye silah ambargosu uygulamak gibi yöntemlere başvurmuşlardır. NATO’nun lokomotifi ABD ile 2017’de ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ile ivme kazanan gerilim sürecini, vizelerin karşılıklı olarak askıya alınması takip etmiş, 2018’de Rahip Brunson olayı ile kriz iyice derinleşmiştir. Bu süreç içerisinde Türkiye, benimsemiş olduğu “çok yönlü ve dengeli dış politika” doktrinini, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi talep ederek göstermiştir.[2]

Türkiye’nin S400 sevkiyatı kapsamında iniş yapan 15. uçak Mürted Hava Üssü’nde. 18 Temmuz 2019.
Bu hareket karşısında NATO’nun en büyük savunma projelerinden olan ve Türkiye’nin de ortağı olduğu 5. Nesil savaş uçağı projesi F-35 programından Türkiye çıkartılmıştır. Süreç sadece bu şekilde de ilerlememiş, Adalar Denizi’nde Amerika Birleşik Devletleri Yunanistan’ı silahlandırmayı hızlandırmış ve 2028 senesinde kendilerine F-35 savaş uçağı teslim edileceği bilgisini paylaşmıştır.[3] Buradan da anlaşılabileceği üzere yakın tarihe kadar Türk savunma sanayisi, ilişkilerde yaşanan dalgalanmalardan doğrudan etkilenmiştir.
Türkiye’deki Savunma Sanayisi İttifakla İlişkiler Kapsamında Neleri Tecrübe Etti?
Türkiye’de savunma sanayisinin 3 tane kırılma noktası olduğu ifade edilebilir. Bunlar sırasıyla 1921’deki Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü’nün kuruluşu ve faaliyetlerinin başlaması, 1950’de askeri fabrikaların MKE çatısı altında toparlanması ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası yaşanan ambargo sürecidir.[4] Fakat bu kırılma noktaları içerisinde NATO ile ilişkili olup Türkiye’deki savunma sanayisini doğrudan ve olumsuz etkileyen kırılmalar özellikle 1960’lı yıllar içerisinde yaşanmıştır.
Bu kırılmalara dair verilebilecek ilk örneklerden birisi olan Küba füze krizi ve ABD’nin Jüpiter füzelerinin Türkiye’ye yerleştirilmesi talebiyle başlamaktadır. ABD’ye olan sadakatini kanıtlamak adına füzelerin yerleştirilmesini kabul eden Ankara’nın haberi olmadan füzeleri geri çekme kararı alan Washington yönetimi, Türkiye’nin güvenini ciddi manada sarsmıştır.[5] Bir diğer çarpıcı örnek ise Johnson Mektubu’dur. Türkiye’ye NATO imkanlarından faydalandığını hatırlatan ve Türkiye’yi üstü kapalı bir şekilde tehdit eden Johnson, ABD’nin rızası olmadan silahların herhangi bir sahada kullanılmayacağını ifade etmiştir. Bu beyan ise Türkiye’nin ABD’den bağımsız bir şekilde silah kullanması gerektiğini düşündürtmesi açısından önemlidir. Yaşanan son krizin savunma sanayisine etkisi ise 1968-1973 arasında yaşanan Haşhaş Krizi’ne çözüm olarak ekonomik zorluk çekmesine rağmen Türkiye’nin yüksek maliyetlere 40 tane F-4 uçağı satın alması olmuştur. Modern savunma sanayisine geçmeden önce yaşanan son büyük kırılma ise 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nı takip eden ambargo olmuştur. Bu süreçte Türkiye yerli üretim yapması gerektiğini iyice hissettiğinden bugünün başarılı kurumlarından TAİ 1973’te, ASELSAN 1975’te kurulmuştur.[6]
Turgut Özal dönemindeki neo-liberal politikalar ile ittifak ile iyi ilişkiler kuran Türkiye’de modern savunma sanayisine geçiş süreci 80’li yıllara denk gelmekte olup bu dönemde yaşanan en önemli gelişmelerden birisi TSK’nın ihtiyaçlarının mümkün olduğu kadar Türkiye içerisinde üretmesini zorunlu kılan 3238 sayılı kanunun çıkartılmasıdır. Bu gelişme ile ivme kazanan millileşme hamlesi 2000’li yıllara kadar Türkiye’de yaşanan siyasal istikrarsızlıktan çok etkilenmiştir. Akabinde yaşanan istikrar dönemi ile savunma sanayisi tekrardan yükselişe geçmiştir. Nitekim 2002 senesinde yerli proje sayısı 66 iken 2021 sonu itibariyle bu sayı 793’e yükselmiştir.[7]
Türkiye’nin millileşmeyi istemesinde ve millileşme hamlesinin ivmelenmesinde önüne çıkan engellerin tesiri büyüktür. Özellikle son 7 senede NATO’nun Türkiye harici 2 önemli bileşeni ABD ve AB ülkeleri Türkiye’ye silah satışı sınırlamaları yapmıştır.[8] Fakat bu ambargolar kısa vadede Türkiye’ye zarar gibi dönse de uzun vadede ifade edildiği gibi Türkiye’nin savunma sanayisini millileştirmesinin sebebi olmuştur. Örnek vermek gerekirse 2019’da Türkiye’ye ambargo kararı alan Kanada’da üretilen SİHA kamerası CATS EO, ASELSAN tarafından üretilmiş ve BAYKAR’a entegre edilmiştir.[9] Başka bir örnek de Almanya ile yaşanan sorunlar sonrası denizaltı ihtiyacı hâsıl olduğundan dolayı “Reis” sınıfı denizaltıların üretiminin başlamasıdır. Bir diğer örnek İtalyan lisanslı olup ABD motoru bulunan ATAK-1 helikopterinin Pakistan’a ihracı sürecinde yaşanan problem sonucu lisansı yerli olan ATAK-2’nin üretilmiş olmasıdır. ABD yapımı Phalanx Ciws deniz topunun muadili olarak “Gökdeniz” adı verilen ASELSAN tarafından üretilen deniz topu ise bir başka örnektir. Çok uluslu olarak Avrupa merkezli üretilen Meteor füzelerinin yerlisi olan “Gökhan”, İtalyan OTO Melara deniz topunun MKE tarafından üretilen yerlisi “Milli Deniz Topu”, Dikey Atım Sistemi’nin (Vertical Launch System) yerlisi olan “Milli Dikey Atım Sistemi (MDAS) gibi örnekler üzerinden bu argüman güçlendirilebilir.

ASELSAN tarafından geliştirilen ve Bayraktar TB2’ye entegre edilen CATS EO.

Vertical Launch System’in yerli ve milli sistemi Milli Dikey Atım Sistemi (MDAS).

MKE tarafından üretilen Milli Deniz Topu.
Türkiye sadece entegrasyon ürünleri üretmekle kalmayıp büyük projelere de başlamıştır. NATO ile ilişkilerin gerilmesine sebep S-400’lere ek olarak hava savunma sistemi üretime başlamış ve HİSAR projesini geliştirmiştir. Barbaros Kıyı Savunma Sistemi’ni de başlatan Türkiye sisteme entegre olarak “Atmaca” ve “Çakır” füzelerini de üretmeye başlamıştır. Fakat şüphe yok ki yaşanan en çarpıcı gelişmeler havai araçlarda yaşanmıştır. Zira BAYKAR’ın ürettiği İHA ve SİHA’lara ek olarak, KIZILELMA, ANKA-3 gibi insansız uçakların üretim süreci başlamıştır. Tüm bunlara ek olarak ABD’den tedarik edilen savaş uçaklarıyla doğrudan bağlantılı olan TUSAŞ’ın projeleri; milli yakın hava savunma uçağı HÜRJET ve Türkiye’nin güç çarpanını arttırarak dışarıya olan bağımlılığını minimalize edecek Milli Muharip Uçak (MMU) “KAAN” projeleri yürütülmeye başlanmıştır. Bu bağlamda TUSAŞ başkanı Temel Kotil, KAAN’ın 27 Aralık 2023’te ilk defa gökyüzünde olacağını ifade ederken HÜRJET’i de 2025’te teslim edeceklerini duyurmuştur.[10]

Milli Muharip Uçak KAAN’ın İnfografiği, Anadolu Ajansı.
Havai araçlara ek olarak “Muavenet” benzeri olayları yaşamamak ve Mavi Vatan’daki haklarını korumak amacıyla milli fırkateyn ve korvet sınıfı gemileri inşa etmek isteyen Türkiye, Milli Gemi Projesi MİLGEM’i başlatmıştır. Fırkateyn türünde ABD üretimi Gabya sınıfının ve Almanya ile ortak üretilen Yavuz ve Barbaros sınıflarının yerini MİLGEM kapsamında 2027 senesinde bitirilmesi beklenen ve 4 gemilik bir proje olan İstif sınıfı yerli üretim gemiler alacaktır. Ayriyeten milli fırkateynlerde yine milli üretim olan BAYRAKTAR’lar Gökdeniz, Atmaca füzeleri, Milli Deniz Topu gibi silahlar da MDAS ve Barbaros gibi sistemlerle entegre olarak yerlerini alacaklardır. Korvet üretiminde de MİLGEM kapsamında Ada sınıfı korvet üretimini başlatan Türkiye planlanan 10 geminin 4’ünü bitirip görevde kullanmaya başlamış olup, Pakistan ve Ukrayna’dan da sipariş almıştır.[11] MİLGEM’in üçüncü ve dördüncü aşaması olan Hisar Sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi ve TF-2000 sınıfı muharip geminin de üretimi devam etmekte olup bu projelere ek olarak Türkiye’nin en büyük amfibi hücum gemisi ve dünyanın en büyük İHA gemisi TCG-Anadolu da 10 Nisan 2023’te hizmete girmiştir. Bu hamlelerden de anlaşılacağı üzere Türkiye sadece Gök Vatan’da değil, Mavi Vatan’da da haklarını güç çarpanı olan askeri teknolojisini millileştirerek perçinleyen bir metodoloji ile arayacaktır. Dolayısı ile buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin savunma sanayisinin pek çok zorlukla karşı karşıya kaldığı ama bu zorluklardan da kendine fayda sağlayabilecek bir çıkış noktası bulma refleksi geliştirmeyi tecrübe ettiği ifade edilebilir.

Milgem Projesi’nin İnfografiği, Anadolu Ajansı
Sonuç
Yakın tarihi boyunca pek çok iç ve dış mesele ile ilgilenmek zorunda kaldığı için savunma sanayisindeki potansiyelini bugünlerde gerçekleştirmeye çalışan Türkiye’nin bugün ürettiği en önemli sanayi ürünlerinin, çoğunlukla bir krizin sonucu olarak ortaya çıktığı görülmektedir. BAYRAKTAR İHA ve SİHA’larında İsrail yapımı IAI Heron’larda yaşanan problemin tesiri büyüktür. Almanya yapımı Leopard 2 tankının güç üniteleri hakkındaki problemin de ALTAY projesi ile korelasyonunun sonucu şaşırtıcı olmayacaktır. Benzer durum muhtemeldir ki Milli Muharip Uçak projesinin sonunda F-35’ler ile de ilişkilendirilecektir. Yaşanılan gerilimlerden kendisine pragmatist bir tavırla fayda çıkarma yoluna giden ve savunma sanayisinde 2500 firmaya ulaşan Türkiye’nin savunma sanayisindeki yerlilik oranı IDEF 2023’te Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yüzde 80 olarak deklere edilmiştir. [12] Sonuç olarak Türkiye’deki savunma sanayisinin hikayesinin durumu Türkçe’de bulunan bir atasözü ile ifade edilmek istenilirse Türkiye’nin kötü komşuları olduğu ifade edilebilir. Fakat sürecin sonunda görülmektedir ki bu kötü komşular Türkiye’yi “ev sahibi” yapmakta.
Ömer Bahadır Coşkun (2023).
*Analizlerdeki fikirler yazarına aittir ve İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezinin editöryal politikasını yansıtmamaktadır.
Kaynakça
[1] Gotev, G. (2019, October 10). EU urges Turkey to halt Syria invasion, will not pay for ‘safe zone’. EurActiv. https://www.euractiv.com/section/global-europe/news/eu-urges-turkey-to-halt-syria-invasion-will-not-pay-for-safe-zone/
[2] Özlü, H. (2022). Savunma Politikaları | Geçmiş ve Kuruluş: 1974 Öncesi Dönemde Türk Savunma Sanayii. Istanbul: SETA Yayınları.
[3] Işık, Y. E. (2023, May 5). Yunan F-35 Savaş Uçakları 2028 Yılında Teslim Edilecek. DefenceTurk. https://www.defenceturk.net/yunan-f-35-savas-ucaklari-2028-yilinda-teslim-edilecek
[4] Özlü, H., Pirinçci, F., & Yeşiltaş, M. (2022). Geçmiş ve Kuruluş: 1974 Öncesi Dönemde Türk Savunma Sanayii. In Savunma Politikaları (pp. 256). Istanbul: SETA.
[5] Seren, M., Pirinçci, F., & Yeşiltaş, M. (2022). Genişleme ve Yükseliş: 1974’ten Günümüze Türk Savunma Sanayii. In Savunma Politikaları (pp. 269). Istanbul: Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı.
[6] Seren, M., Pirinçci, F., & Yeşiltaş, M. (2022). Genişleme ve Yükseliş: 1974’ten Günümüze Türk Savunma Sanayii. In Savunma Politikaları (pp. 274-275). Istanbul: Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı.
[7]Seren, M., Pirinçci, F., & Yeşiltaş, M. (2022). Genişleme ve Yükseliş: 1974’ten Günümüze Türk Savunma Sanayii. In Savunma Politikaları (pp. 290). Istanbul: Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı.
[8] Emmott, R. (2019, October 14). EU governments limit arms sales to Turkey but avoid embargo. Reuters. https://www.reuters.com/article/us-syria-security-eu-france-idUSKBN1WT0M4
[9] Yiğitoğlu, E. (2022, December 28). ASELSAN Cats EO Sistemi Bayraktar TB2 SİHA ile İhraç Edildi. DefenceTurk. https://www.defenceturk.net/aselsan-cats-eo-sistemi-bayraktar-tb2-siha-ile-ihrac-edildi
[10] Temel Kotil, CNN Türk’te Açıkladı: ‘KAAN 27 Aralık’ta İlk Uçuşunu Gerçekleştirecek’ [Video]. (2023, July 28). YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=S9kpB7xQ7Hs.
[11] Haber Merkezi. (2021, April 10). Ukrayna’dan MİLGEM Korveti Siparişi. SavunmaSanayiST. https://www.savunmasanayist.com/ukraynadan-milgem-korveti-siparisi/
[12] ‘Savunma Sanayiinde Tam Bağımsız Türkiye Hedefimize Ulaşıncaya Kadar Çalışmayı Sürdüreceğiz’ [Press release]. (n.d.). Retrieved July 30, 2023, from https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/148963/-savunma-sanayiinde-tam-bagimsiz-turkiye-hedefimize-ulasincaya-kadar-calismayi-surdurecegiz-

















Leave a comment