İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi
Çarşamba , 29 Temmuz 2026
info@igam.org.tr
Home Analizler NÜKLEER TEHDİT; SAVAŞLAR, KRİZLER, FELAKETLER
AnalizlerUlusal ve Uluslararası Güvenlik Politikaları

NÜKLEER TEHDİT; SAVAŞLAR, KRİZLER, FELAKETLER

Giriş

Sanayi Devrimi ile birlikte küresel anlamda geniş çapta üretim yapılmaya başlanmıştır. Üretim sonucunda geniş çaplı tüketim de ortaya çıkmıştır. Sanayi ile birlikte gelişen teknoloji, sağlık ve hizmet sektöründe ilerleme yaratmıştır. Tüm bunlar uluslararası rekabeti de beraberinde getirmiştir. Geniş çaplı savaşlar bu gelişmenin olumsuz sonuçlarından biri olmuştur.

Kitleleri imha etmek için çok güçlü silahlar üretilmeye başlanmıştır. Nükleer silahlar bu kitle imha silahlarından sadece biridir. Sonuçları çok ağır olan bu tarzdaki silahlar hem insan ırkına hem diğer canlı türlerine ciddi boyutta zarar verme potansiyeli taşımaktadır.

Nükleer Silahların Kullanımının ve Etkilerinin Tarihi

Tarihteki önemli nükleer krizleri ve etkilerini incelersek ortaya büyük bir vahşetin çıktığını da görmüş oluruz. İlk atom bombaları “Little Boy ve Fat Man” her şeyin başlangıcını oluşturmuştur. 6 ve 9 Ağustos 1945 tarihlerinde insanlık daha önce karşılaşmadığı belki de çoğu kişinin hayal dahi edemeyeceği bir dram ile karşılaşmıştır.

“Yeni savaş araçları” şeklinde tanımlanan bir tür kitle imha silahı 2. Dünya Savaşı sonunda kullanılmıştır. 6 Ağustos 1945’te “Little Boy” isimli ilk atom bombası Hiroşima’ya atılmıştır. Sadece 3 gün sonra “Fat Man” isimli bir diğer atom bombası Nagazaki’ye atılmıştır.

Bu bombalar, savaş tarihinde yeni bir sayfa açmış oldu. Yıkıcı etkisi çok büyük, tahrip gücü çok yüksek olan bombalar atıldıkları bölgelerde on binlerce kişinin yaşamını yitirmesi ile kalmayıp aynı zamanda uzun vadeli zararlara yol açmıştır.

Fiziksel tahribatın dışında, radyasyon zararı öyle büyük olmuştur ki hayatta kalan insanlar yıllarca radyasyonun etkisiyle çeşitli sorunlar yaşamıştır. Bu soruların en önemlisi sağlık sorunlarıdır. Kanser türleriyle beraber artmıştır. Kanserden ölüm oranları yıllar sonra bile radyasyona maruz kalan insanlarda daha yüksek çıkmıştır (Arıkan, 2007).

Atom bombalarının kullanılması ile devletler arasında yeni bir çağ ve yeni bir yarış başlamıştır. Özellikle Sovyetler Birliği ve ABD arasında. Bu iki devlet hem siyasi hem sosyal hem kültürel hem de askeri hegemonya kurmak istiyordu, bunu da tüm gücü elde tutarak gerçekleştirebilirlerdi. Tüm gücü elde tutup hegemon olmak için de yarıştan galip çıkmaları gerekiyordu. Bu örnek denklemler üzerinden hareket edersek silahlanma yarışı aslında devletlerin güvenlik içinde olma hissinden ve en güçlünün baskısına maruz kalmamak için yaptıkları bir eylem olduğunu söyleyebiliriz.

Devletler yönetim açısından farklı olabilirler, hükümetleri ve politikaları taban tabana birbirine zıt olabilir ancak devletin devlet olmasında yatan en temel fikir egemenliğinin dokunulmaz olmasıdır. Egemenlik haklarını korumak için ise diğer devletler ile her daim rakip içinde hareket etmektedirler. Sovyetler Birliği ve ABD bu güç yarışında başı çeken ilk iki devlettir.

Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan hegemon boşluğunu bir devlet üstlenmek zorundaydı bu devlet uzun süredir görevini yerine getiren Birleşik Krallık değildi. Ya da sistem karşıtı olarak yeni kurulan ve kurulur kurulmaz diğer tüm devletlere tehdit unsuru olarak görünen Sovyetler Birliği de değildi. Yeni bir başat güç lazımdı yani ABD.

Bretton Woods’ ta yeni ekonomik siyasi düzen kurulunca ABD artık resmi bir şekilde, imzalı bir belge ile hegemon güç olmaya hazırdı. Bunun için de tüm çalışmalara başladı. Askeri üstünlük için askeri sanayiyi geliştirdi, ekonomik üstünlük için liberal değerlere bağlı kapitalist sistemi korudu ve devam ettirdi.
Siyasal ve diplomatik anlamda da hegemonya yaratmak için Yeni düzenin örgütlerini kendi belirlediği şekilde kurdu. Her şeyden önemlisi ABD doları altına indekslenerek Amerikan parası koruma altına alındı (Çiftçi, 2009: 216)

ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaptığı birçok politika hegemon olmak içindi ancak hegemon olacağını savaş sırasında attığı iki atom bombasıyla da göstermiştir. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bu bombalar sosyal-siyasal-ekonomik anlamda da Japonya’ya çöküş yaşatmıştır.

ABD’nin güç gösterisi savaş sırasında çok büyük olmuştur. Savaş sonrasında ise öngörülemez biçimde akılcı ve planlı ilerleyerek sistemin tam hâkimi olma yolunda gitmiştir. 1991’de Sovyetler Birliği’nin de dağılması ile 1990’lar tek kutuplu sistem ile yürütülmüştür.

Bu iki bomba devletlere nükleer çağın ne kadar ağır olacağını da göstermiş bulunmaktadır. Soğuk Savaş döneminin korku politikaları ile yürütülmesine de korku salınmasına sebep olmuştur. Atom bombalarının sonuçları çok ağır ve yürütülemez olmuştur. Tarihin ilk ve tek örnekleri Japonya’ya atılmıştır.

Silahlar Harici Nükleer Krizler

Atom bombalarının yanı sıra bilinçli olmayan ama yine de zarar veren çeşitli nükleer krizler meydana gelmiştir. Tarihsel olarak bu krizler, kazalar sık sık gündeme gelerek kamuoyunu özellikle hararetlendirmiştir. Hem maddi hem manevi tüm zararları en üst noktada veren nükleer kazalar çağımızın da en büyük korkulu rüyalarından olmuştur.

Nükleer silahlar ikinci ve son total savaş olarak kabul edilen 2. Dünya Savaşı’yla beraber üretilmeye başlanmıştır. İlk üretim ABD’de gerçekleşmiştir. Devamında ise Sovyetler Birliği İngiltere, Fransa, Çin, İsrail, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore zaman içerisinde nükleer silah elde etmiştir (Özkan, 2018: 155).
Bu şekilde kazanılan nükleer teknoloji zararlarını da beraberinde getirmiştir. Bu ülkelerde yaşanacak bir nükleer felaket kısa sürede önce komşu ülkelere sonra birçok bölgeye ulaşacaktır. Tüm ekosistemi tehdit eden bir durumdur. Şimdi benzer örnekleri inceleyebiliriz.

Çernobil Faciası
Çağımızın gördüğü en büyük nükleer santral kazası 1986 senesinde Çernobil’de gerçekleşmiştir. Reaktörde yapılan bir test sırasında meydana gelen kaza daha çok insan hatasından kaynaklanmaktadır.

Ana sebeplerinden ilk hata, denetimsiz şekilde Çernobil’deki 4 no’lu reaktörde gerçekleşen bir deneme sırasında reaktörün gücünün beklenmedik bir şekilde düşmesi ile başlamıştır, düşüşün sebebini anlamak amacıyla kontrolsüz yapılan bir sürü hata ile de beklenmedik bir durum ile karşılaşılmıştır ve kazanın ilk temeli atılmıştır.

İkinci ana sebep, yapılan deneme hatası sonucunda düşük güçteki reaktörde soğutma suyu buharlaşarak basıncın artmasını sağlamıştır. Bunun sonucunda reaktördeki yakıt çubukları aşırı derecede ısınarak su buharı harlanmış ve ortaya hidrojen çıkmıştır.

Artan hidrojen reaktör binasına birikerek patlamaya yol açmıştır. 26 Nisan’a gelindiğinde ise patlama gerçekleşmiş çok fazla radyasyon açığa çıkmıştır. Reaktörde çıkan yangınla beraber radyoaktif madde atmosfere duman ve kül olarak yayılmaya başlamıştır.

Çernobil kazasının çok fazla bölgeye sirayet eden etkileri olmuştur. Ciddi çevre sorunlarına ve sağlık sorunlarına neden olmuştur. Nükleer enerjinin uluslararası toplumda sorgulanmasına ve alınan önlemlerin yetersiz olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bölge tahliye edilmiştir ve günümüzde hala radyasyon etkisinin sürmesinden kaynaklı olarak yerleşime açık değildir (Özkan, 2016: 145-152).

Kazanın önemli sonuçları olmuştur. Radyoaktif sızıntılar yüzünden atmosfer kirlenmiş, radyoaktif yağışlar oluşmaya başlamıştır bu yağışlar yüzünden toprak, su, bitkiler ve hayvanlar büyük ölçüde kontamine olmuştur. Kontamine bölgelerine “yaralı bölge” de denilmektedir. Yaralı bölgeler hala sınırlı erişime sahip olan çevresel etkilenme alanları yaratmıştır.

Kazanın bir diğer sonucu ise devamlı bahsettiğim gibi ciddi sağlık sorunları olmuştur. Bölgede yaşayan insanlar radyasyona maruz kaldıkları için radyasyon etkili bir sürü hastalığa maruz kalmışlardır ve bu hastalıklar uzun süreli etki etmektedir aynı zamanda genetik kodlamada da yerini edinerek nesilden nesile de aktarma özelliği göstermektedir. Radyasyona maruz kalan halk göç etmek zorunda kalmıştır.

Bu zorunlu göçün sosyolojik ve psikolojik de etkileri olmuştur. “Evakuasyon” dediğimiz acil durumlar ve tehlikeli durumlar nedeniyle bulundukları yerden başka yerlere hızlı tahliye edilerek zorunlu göçe tabi tutulmalarıdır.

Evakuasyon yapılmasının temel sebebi insan hayatını kurtarmak ve toplu ölümlerin yaşanmasına izin vermemektir. Ve evakuasyon son ciddi olaylarda gidilen bir çözüm yoludur. Çernobil kazası da bu noktada çok önemli ve ciddi sorunlar teşkil etmiştir.

Nükleer enerji endüstrisi bu kazadan sonra çok tartışılan bir konu olmuştur. Kamu da güvensizlik yarattı birçok devlet yeni planlamalar oluşturmaya başladı. Bilim insanları ve akademisyenler tarafından ciddi eleştiriler gelmiştir. Güvenlik sorunu yaratmıştır.

Hem devletler ulusal olarak hem de uluslararası olarak yeni güvenlik tedbirleri almaya başlamışlardır. Çeşitli uluslararası antlaşmalar imzalanmak üzere hazırlanmıştır. Bunlardan biri de “Kapsamlı Nükleer Test Yasağı Antlaşmasıdır” 1996’da imzaya açılmıştır ancak hala yürürlüğe girmemiştir (Özkan, 2018).

Çernobil kazasının sonuçları nükleer enerji kullanırken potansiyel riskleri, güvenlik sorununu ortaya çıkarak alınacak önlemlerin ne kadar önemli olduğunu gösteren örnek bir olay olmuştur.

Fukuşima I Nükleer Santrali kazaları
Fukuşima felaketi 2011 senesinde önce deprem sonra tsunami gibi doğal afetlerden etkilenen Fukuşima Daiichi Nükleer Enerji Santrali’nin hata vermesine sebep olmuştur. Deprem çok şiddetli bir deprem olduğu için ve ardından uzun süren bir tsunami afetinin meydana gelmesiyle kıyı bölgesine yakın bir konumda bulunan Fukuşima Santrali’ne deniz suyunun girmesine sebep olmuştur. Tsunami sonucunda reaktörlerin soğutma sistemleri devredışı kalarak yakıt çubuklarını soğutamamasına sebep olmuştur. Aşırı ısınan nükleer reaktörler radyoaktif sızıntılara neden olmuştur (Özkan, 2018: 322-332).

Kazanın sonuçları vahim olmuştur. Bölge halkı evakuasyona sürüklenmiştir. Çevresel birçok sorun doğurmuştur. Deniz suyunun reaktörlerin soğutma sistemlerindeki başarısızlığı yüzünden radyoaktif maddelerle kontamine olmuştur. Kontamine olan bölgelerin ekosisteminde bitki ve hayvanlar üzerinde uzun vadeli etkiler oluşmuştur. Atmosferde, deniz suyunda ve toprakta ciddi radyoaktif kirlenme oluşmuştur.

Fukuşima felaketi doğal ortamın da getirilerini hesaba katmamız gerektiğini vurgulamıştır. Doğal afetler, olağandışı durumlar, dış tehditler öngörülemeyen ciddi kazalara sebep olabilir. Sonucu ise toparlanamayabilir. Ekonomik olarak da çeşitli zararları olmuştur. Fukuşima felaketi her anlamda sosyolojik, ekonomik, siyasal etkileri ve sonuçları oldukça fazla olan bir olaydır. Bu kaza sonucunda güvenlik tedbirlerine doğal sebeplerde katılmıştır. Benzer kazaların önlenmesi için tedbirlerin arttırılması gündeme gelmiştir.

Nükleere Karşı Önlemler

Hem Çernobil hem de Fukuşima Nükleer etkili kazalarının ortak sorunu sınıraşan zararlar veriyor oluşlarıdır. Tüm dünyada etkili olan çevresel zararlar malum sonuçlardan biridir. Bu kazalar ve devamında gelebilecek örnekleri tüm dünyayı korkutan bir düşüncedir. Ya da olası bir nükleer savaş krizi de aynı şekilde korku uyandıran ve ülkeleri önlem almaya iten bir düşüncedir.

Bu sebeple özellikle nükleer silahı olan ülkeler bu teknolojinin hiçbir şekilde yayılmasını istemiyor hem de bu teknolojinin kullanımını sınırlamak istiyorlar. Buradan yola çıkarak nükleer güvenlik üzerine çeşitli çalışmalar gelişmiştir.

Nükleer güvenlik kavramından nükleer enerji tesislerinin, nükleer silahların ve nükleer ya da radyoaktif seviyesi yüksek olan malzemelerin korunarak güvenliğinin arttırılması anlamı çıkmaktadır. Güvenlik çalışmaları ve önlemleri olası nükleer kazaların ve uluslararası toplumda ortak güvenlik protokolü benimsenerek olası nükleer krizlerin önüne geçmeyi hedeflemektedir.

Nükleer güvenlik Uluslararası Atom Enerji Ajansı tarafından Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülmektedir. Nükleer denetleme ve nükleer güvenliği oluşturma UAEA tarafından üye devletlerin iş birliği ile gerçekleşmektedir. Nükleer güvenlik konusunda eğitim verme bilgilendirme ve barışçıl çözümleri teşvik etmek gibi amaçları da bulunmaktadır.

Günümüze kadar nükleer silahlar hakkında onlarca antlaşma yapılmıştır. Onlarca antlaşma yapım aşamasındadır. Ve tüm bu çalışmalar nükleerden doğacak krizlerin, kazaların ve sorunların önüne geçmek için uluslararası boyutta önemli gelişmelerdir.

Nükleer silahlar hakkında çeşitli antlaşmalar yapılmıştır bunlardan bazıları bölgesel bazıları uluslararası niteliktedir. Antlaşmaların hepsinin genel anlamda görevleri şunlardır:

1. Devletlerin nükleer silahlanma yarışını azaltmak.
2. Uluslararası toplumda nükleer silahların yayılmasını kontrol altına almak.
3. Küresel güvenliği ve istikrarı nükleer silahların tehdit etmesini önlemek.
4. Nükleer silahların olası kullanımını önlemek.
5. Nükleer silahlardan ve nükleer herhangi bir etkiden oluşacak çevresel zararı en aza indirgemek.
6. Son olarak uluslararası dinamiklerin çalışmasını engelleyebilecek nükleer tehditler ve nükleer terörizm gibi zararlı sonuçların doğmasına izin vermemektir.

Nükleer silahların yayılmasını önlemek için yapılan önemli antlaşmaların ilki 1 Temmuz 1968 tarihinde imzalanan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) 1970 yılında yürürlüğe girmiştir. NPT Antlaşması temel olarak imzacı devletlerin nükleer silah sahibi olmamalarını amaçlar. Nükleer silah teknolojisinin yayılmasını engellemek ister.

Bu sebeple nükleer silaha sahip olan 5 devlete (ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık, Fransa) bazı yükümlülükler yükler. Bahsi geçen ülkelerin ellerinde bulunan silahları yayılmasını engellemek, silah üretme teknolojisini paylaşmamak gibi temel görevleri bulunmaktadır. Nükleer silah teknolojisini özendirmek yasak kabul edilmiştir.

Aynı şekilde nükleer silahı olan devletler için de silah azaltma stratejisi güderek küresel boyutta nükleer silahlardan arındırılmış bir Dünya profili çizmek ister. Nükleer kullanımının barışçıl ilerlemeler için kullanılmasını da teşvik etmektedir. Nükleer savaş riskine karşın imzalanan bu antlaşma temelde küresel nükleer güvenlik amacı gütmektedir. Bununla beraber nükleer silah azaltma antlaşmaları da mevcuttur.

ABD ve Sovyetler Birliği arasında 1962 yılından yaşanan Küba Füze Krizi sebebiyle ikili ilişkiler hem gerilmiş hem de devamında bir yumuşama süreci yaratmıştır. Olay Sovyetler Birliği’nin Küba’ya yerleştirmeye çalıştığı füzelerin keşfedilmesiyle başlamıştır. Hemen ardından dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy Sovyetler Birliği’nden füzeleri geri çekmeleri talep etmiştir.

Ortamın gerilmesiyle birlikte ABD Küba’yı deniz ablukasına alarak krizin daha da büyümesine sebep oldu. Karşılıklı nükleer silahı bulunan bu iki devlet için akıllara nükleer bir savaş gerçekleşir mi sorusu gelmiştir.

Bu sorun ile beraber uzun süren diplomatik görüşmeler sonucunda Kruşçev füzeleri geri çekme kararı almıştır. Kriz olumlu sonuçlanmış ve ilişkiler o dönemden sonra daha yumuşak ilerleme kaydetmiştir.

1969 yılında başlayan Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT) 1972 yılında sonuçlanmıştır. Anti-Balistik Füze Antlaşması imzalanmıştır ve stratejik silahlar 5 yıllık bir süre ile sınırlandırılmıştır. Devamında SALT-2 Antlaşması için görüşmeler 1975 yılında Cenevre’de başlamıştır ve 1979 yılına kadar devam etmiştir ancak imza süreci olmamıştır.

SALT-1 Antlaşması’nın önemli maddeleri arasında şunlar yer almaktadır: 1. ABD ve Sovyetler Birliği arasında nükleer saldırıların kontrol edilmesini amaçlayan antlaşmadır. 2. tarafların karşılıklı olarak balistik füzelerinin bir kısmını sınırlamaları öngörülmüştür. 3. Çok başlıklı nükleer füzeye ABD’de sahip olduğu için Sovyetlerinde kıtalararası balistik füze sayısı üstünlüğü kabul edilmiştir.

Bu üç madde en önemli maddelerdendir. Özellikle sondaki madde ilerde iki devlet arasında çeşitli anlaşmazlıklara sebep olacaktır. SALT-1 tam silahsızlanma antlaşması olmamasına rağmen iki devleti birbirine yakınlaştıran ve aralarındaki ilişkiyi yumuşatan bir antlaşma süreci olmuştur.

SALT-2 Antlaşması ise SALT’in süresini tamamlamasıyla görüşmelere başlanmıştır. Bu süreç SALT-1’e göre daha sancılı ve zor geçmiştir. Zaman zaman iki devlet arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmiştir son olarak iki devlet arasındaki görüşmeler Sovyetler Birliği’nin 1979 sonunda Afganistan’a askeri müdahalede bulunmasıyla tekrardan kopmuştur. SALT görüşmeleri de kısa süreli bitmiştir.

SALT görüşmeleri yine de iki devletin birbirine karşı karşılıklı bağımlılık halinde olduğu göstermektedir. Bu sebeple devamında START (Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması) görüşmeleri sürmüştür ve 1991 senesinde ilk START Antlaşması imzalanmıştır.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle de nükleer stratejik silahların önemi bir ölçekte azalmıştır. START 2’de 1993 senesinde hazırlandı ancak yürürlüğe girmedi. 2010 senesinde Yeni START Antlaşması Rusya ile ABD arasında imzalanmıştır (Kavuncu, 2013: 2-30)

Sultan Topuz (2025).

*Analizlerdeki fikirler yazarına aittir ve İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezinin editöryal politikasını yansıtmamaktadır.

Kaynakça

Arıkan, İsmail Hakkı (2007), Çevresel Radyasyonun Canlılığın Sürdürülebilirliğine Etkileri, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Çevre Bilimleri Anabilim Dalı.

Çiftçi, Kemal (2009), “Soğuk Savaş Sonrasında ABD:’Rıza’ya Dayalı ‘Hegemonya’dan ‘İmparatorluk’ Düzenine”, ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 5(10): 203-219.

Kavuncu, Sibel (2013), “Nükleer Silahsızlanma Yolunda Start Süreci”, Bölge Stratejisi Dergisi, 6(3): 119-148.

Özkan, Arda (2016), Güvenlik Paradigmasında Sınıraşan Bir Çevre Sorunsalı: “Nükleer Zarar”ı, Doktora Tezi, TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı Yurtdışı Doktora Sırası Araştırma Burs Programı Kapsamında Desteklenen Doktora Tez Araştırmasının Bir Ürünüdür.

Özkan, Arda (2018), Çevresel Güvenlikte Sınıraşan Bir Tehdit Algısı: Nükleer Zarar, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı.

Leave a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Articles

AnalizlerSiber Güvenlik

Siber Terörizm Kavramı ve Etkileri Üzerine

Günümüzde şüphesiz hayatımızın çok büyük bir bölümü siber uzayda geçmektedir. Hayatımızdaki unsurların...

AnalizlerSavunma ve Stratejik Analizler

İran-İsrail Çatışmasına ABD’nin Müdahalesi: Orta Doğu’da Yeni Bir Dönem

1. Giriş Haziran 2025’te Amerika Birleşik Devletleri, İran’a yönelik bugüne dek gerçekleştirdiği...

AnalizlerSavunma ve Stratejik Analizler

İran–İsrail Çatışmasında Askeri Teknoloji ve İstihbarat

Giriş 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken uluslararası güvenlik paradigmasında köklü değişimler yaşanmakta,...

Analizlerİstihbarat Analizi

Proaktif İstihbarat Kalkanı ve Salam Dilimleme Stratejisi: Örtülü Tehditlere Karşı Erken Uyarı Mekanizması

Giriş Uluslararası ilişkilerde devletler, ulusal çıkarlarını korumak ve ilerletmek amacıyla çeşitli stratejiler...