İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi
Cumartesi , 19 Eylül 2026
info@igam.org.tr
Home Analizler Sovyetler Birliği’nin Afganistan Müdahalesinin Arkasındaki Sebepler
AnalizlerVaka Analizleri

Sovyetler Birliği’nin Afganistan Müdahalesinin Arkasındaki Sebepler

Giriş

Savaş, siyasi organizasyonlar arasında sürekli koordine edilen şiddet anlamına gelir. Bireysel olarak savaşa yol açabilecek dış politika kararını alan devlet liderleri incelenerek bir analiz yapılabilir, örneğin: inançları, psikolojileri, tarihten çıkardıkları dersler (Jack S. Levy, 2010). Devlet düzeyinde ise siyasi sistemin kurumsal yapısı, ekonomik sistem, çıkar gruplarının etkisi, ideoloji, vb. etkili olabilir (Jack S. Levy, 2010).

Bazı politikacılar içteki çelişkileri kapatmak için dışta savaşlarla, iç pozisyonunu güçlendirmeyi öngörürler. Bazı bürokrasiler yüksek askeri bütçeleri kendi güçlerini ve hükümetteki etkilerini güçlendirmek için diretebilirler veyahut içteki bir çıkar grubu bunu kendi çıkarları için isteyebilir (Jack S. Levy, 2010). Sistemik düzeyde ise uluslararası düzenin anarşik yahut hiyerarşik yapısı, iki kutup ya da çok kutup; güçler dengesi, vb. gibi yaklaşımlar savaş kararını etkileyen faktörler arasındadır.

Bugünden baktığımızda 24 Aralık 1979’da Afganistan’a yapılan Sovyet müdahalesi gerçekten ağır ve yararsız bir savaştı. Sovyetler Birliği Barış İçinde Bir Arada Yaşama (Armaoğlu, 1972) kapsamında dünyada yarattığı imajı dolayısıyla da yumuşak gücünü kaybetmiş olacaktı, ayrıca SALT II sürecinin askıya alınması da Yıldız Savaşlarına sebep olarak onu yüksek askeri harcamaların sebep olduğu bir ekonomik buhranın içine sokacaktı.

1960’larda İran ve Pakistan gibi Amerikancı bloğun dışında kalıp, Sovyetler ile yakın ilişkiler kuran Afganistan, Mahmoud Daoud hükümetinin değişen politikasıyla 1974’ten sonra içeride Anti-Komünist bir niteliğe dönmüştü (Gibbs, 2006). Nisan 1978’te gerçekleşen bir darbeyle Afganistan Demokratik Halk Partisi iktidarı ele geçirdi ve içeride çeşitli politikalar uygulamaya koydu ki bunlar Afganistan içindeki feodal unsurlar tarafından tepkiyle karşılandı. Yerel isyanlar PDPA’nın elini zayıflattı, ayrıca partinin içinde de çeşitli ayrışmalar vardı ki Sovyetler bu ayrışmanın bir tarafıydı (Goldman, 1982).

Sert politikaları bırakmaya yanaşmayan Başbakan Hafzullah Emin, Barbak Kemal’i Çekoslovakya Büyükelçiliği’ne atayıp, Başkan Taraki’yi de öldürtüp içeride gücünü sağlamlaştırdı; Sovyetler bir darbe denedi fakat bu da başarısız olunca müdahale kararı aldı.

Peki bu kararı niçin aldı?

Afganistan’da Komünist Rejimin İhdası

1954’ten beri Sovyetler Birliği Afganistan’ın ana ekonomik ve askeri destekçisi olmuştu, çokça Afgan asker Sovyetler’de eğitim almıştı. 1965 yılında Afganistan’ın demokratikleşmesinden yararlanarak PDPA kuruldu ve yapılan seçimlerde etkili olamasalar da mecliste sandalyeler kapmayı başardılar. Entelektüeller, bürokratlar, öğretmenler, askerler genel kitleleriydi, bu anlamda bir kentli partisiydi (Gibbs, 2006).

Bu niteliklerin dezavantajları mevcuttu, parti köylü kitlelere ulaşamamaktaydı ki köylüler Afganistan’ın çoğunluğunu oluşturuyordu. Buna çare bulmak için toprak reformu önerisiyle gelseler de halk Marksizm’in dinsizliği ve kadınlara eşit hak programına dair şüphelere sahipti. Ayrıca parti Mohammad Nur Taraki ve Hafizullah Emin liderliğindeki Khalq ve Babrak Kemal’in liderliğindeki Parcham adlı iki ayrı fraksiyona sahipti.

1973’te Muhammed Daud iktidarı bir darbeyle ele geçirdi, doğrudan Sovyetler ile araya mesafe koymasa da Pakistan ve İran’la ilişkilerini geliştirerek onu dengelemeye çalıştı, 1974’ten sonra ise içeride Komünizm tehdidine karşı mücadele etmeye başladı. Sovyetler buna karşılık fraksiyonel karşıtlıkları çözüp, partinin tek parça halde toplanması için çaba sarf etti fakat Khalq’ı siyasi olarak toy ve ihtiyatsız olarak görüyordu. Sovyetler prensip olarak da Afganistan özelinde de gelişmekte olan ülkelerde de sosyalist rejimin kurulmasına karşıydı, gelişmekte olan ülkelerde bilimsel sosyalizmin altyapısının olmadığını düşünüyorlardı.

1977-78 yıllarında Komünizme karşı baskılar ve komünist liderlere yapılan gözaltılar ordu içindeki PDPA eğilimli kişiler arasında huzursuzluk yarattı ve Nisan 1978’de bir darbe gerçekleşti. Sovyetler Birliği darbeden hemen önceye kadar bundan haberdar değildi fakat Afganistan’daki Sovyetler Birliği personelleri bu darbeye katkı sunmuşlardı (Gibbs, 2006). Sovyetler rejimi hemen desteklemeyi reddetti. Gazetelerde dahi ancak birkaç hafta sonra Afganistan’da olası bir sosyalist rejim hakkında yazılar yazılmıştı (Gibbs, 2006).

Sovyet Müdahalesine Giden Yol

Taraki ülkenin lideri olsa da alkolik ve yaşlı olması sebebiyle Emin onu gölgede bırakıyordu. Büyük bir devrimci program ortaya kondu: Toprakların fakir köylülere dağıtılması, başlık parasının kalkması, özellikle kız çocuklarına odaklanan bir eğitim programı… Ama bu program askeri personel ya da parti üyeleri tarafından gelişigüzel uygulanıyordu, kadastro biliminin gerçeklerine değil, tepeden inme göz geçirmelerle aşiret bağlarını göz ardı ederek yapılıyordu (Gibbs, 2006).

Parchamların lideri Barbak Kemal, Çekoslovakya’ya Büyükelçi olarak atanıp ardından partiden atıldı ve hainlikle suçlandı. Parcham üyeleri gittikçe hükümetten dışlandılar ve sayıları azaldı. Baskıcı politikalar partiyi güçsüzleştirdi ufacık bir meşruiyeti varsa da onu kaybetmesine yol açtı. Zaten kırsalda mücahitler, siyasi değişikliklere karşı ülkeyi iç savaşa çekmekteydiler.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan Büyükelçisi tarafından yapılan 31 Mayıs 1978 tarihli analiz Parcham ve Khalq arasındaki mücadelenin negatif etkilerinden bahsetmekteydi. Ekim 1978’de Sovyetler Birliği Merkez Komitesi, yoğun baskının, özellikle Parchamlara karşı bitirilmesini belirten bir belge kalem alıp, Afganistan’a yolladı (Gibbs, 2006). Rejim Mart 1979’da Herat’ta çıkan isyanı, Sovyet desteğiyle zar zor bastırabildi.

1979 yazı ve sonbaharında Afganistan, Sovyetler’e müdahale etmesi isteğinde bulundu ancak Sovyetler bu talebi reddetti. Eylül ayında Hafzullah Emin’in Taraki’ye darbe yapıp, öldürtmesiyle birlikte Sovyetler’in mesajının tonu değişti. Sovyetler’in baskısına rağmen ılımlı politikalar uygulamayan Emin, Sovyetler’i içişlerine karışmakla eleştirdi, Sovyet Büyükelçisi’nin geri çağrılmasını talep etti. Sovyet destekli askeri darbe başarısız olunca, Sovyetler müdahale kararı aldı.

Müdahalenin Arkasındaki Sebepler

Savaşa neyin yol açtığı konusunda bazı tartışmalar mevcuttur: Örneğin iki devletin çıkar çatışması sonrası, en azından bir tanesinin görüşmeye nazaran askeri şiddetle hedefine ulaşacağını düşünmesi ya da bir devletin çıkarının statükonun korunmasından yana olduğunu düşünmesiyle kendi konumunu korumak için yaptığı bir hareket ki bu durumda muhtemelen iki taraf da böyle bir krize neden olacaklarını ne istemişler ne de beklemişlerdir.

Savaşın başında Politbüro Afganistan’a doğrudan müdahalenin Sovyetler Birliği’nin faydasına olmadığında neredeyse hemfikirdi (Wolf, 2006). Özellikle Hükümet Başkanı Alexey Kosygin, doğrudan müdahalenin uluslararası topluluğu harekete geçireceğini istenmeyen ağır sonuçlara yol açacağını ifade etmekte; Yumuşama sürecinin ısrarlı destekçisi Dışişleri Bakanı Andrei Gromiko, ‘’Saldırgan’’ olarak tanımlanmanın Çin’in eline bir koz vereceğini belirtmekte; KGB Başkanı Yuri Andropov da süngü yardımıyla Afgan Devrimi’ne yardımın yönetilemez olduğunu düşünüyor ki Savunma Bakanı Dmitrii Ustinov da benzer bir pozisyonu tutmaktaydı (Wolf, 2006).

Sistemsel Sebepler

Uluslararası ilişkilerde bu müdahaleyi açıklayabilecek en iyi teorik yaklaşıma bakıldığında karşımıza Ofansif Realizm çıkmaktadır.

İlk olarak; Ofansif Realizm, uluslararası düzende kuralları uygulayıp, suçluları cezalandırabilecek bir yapı bulunmadığı bir anarşist yapı öngörür (Toft, 2005). İkinci olarak hiçbir devletin bir diğerinin kendisine karşı güç kullanma niyetinin olup, olmadığına emin olamayacağını belirtir (Toft, 2005). Üçüncü olarak hayatta kalmanın tüm devletler için ilk öncelik olduğunu savunur (Toft, 2005).

Dördüncü olarak devletler stratejik düşünüp, hayatta kalma hedeflerini maksimize etmek için stratejiler seçecek kadar rasyonellerdir, demektedir (Toft, 2005). Son olarak devletler en azından düşmanını zedeleyecek, en iyi ihtimalde yok edecek bir askeri kapasiteye sahip olduklarını belirtir (Toft, 2005).

Ofansif Realizm göre anarşide hayatta kalmayı garanti eden en etkili yol olarak kendi göreli gücünü arttırma ve geniş hedef olarak en güçlü olma yani hegemon olma yoluyla olacağını iddia eder (Jack S. Levy, 2010). Bu görüşe göre; bir bedeli olsa dahi, rasyonel devletler, faydasının zarardan fazla olacağını düşünüyorlarsa, savaşı tercih ederler (Jack S. Levy, 2010).

Bu bağlamda, Sovyetler Birliği, İslamcı bir isyanın Hafizullah Emin’i indirmesinin yeni hükümetin anti-Komünist ve anti-Sovyet niteliğinde olacağını düşündüğü için Emin’i kendisi indirmek istemiştir. Çünkü Emin’in politikaları Afganistan’ı isyancılara teslim edecek şekilde toplumla zıtlaşmaktaydı (Goldman, 1982). Tabii İran’da gerçekleşen İslam devrimi ve Sovyetler Birliği nüfusunun %20’sinin Müslüman olması da bunda önemli bir etkendi. Afganistan’daki bir galibiyet Sovyetler Birliği içindeki aynı nitelikteki isyanları da kışkırtıcı bir biçim alabilirdi.

Sovyetler Birliği; ABD’nin, Mısır ile İsrail’in barışmasından sonra Orta Doğu’da büyük bir avantaj sağladığını düşünürken Irak ile gerileyen ilişkilerinin ise onu Orta Doğu’da dezavantajlı bir konuma düşürdüğü kanaatindeydi. Güç dengesi Sovyetler’in aleyhine dönmüştü. Ne var ki bunu döndürme fırsatı mevcuttu.
ABD’ye eş bir Süper güç olduğunu kanıtlama açısından bu müdahale önem arz etmektedir.

1972’de imzalanan ABD ve SSCB İlişkilerinin Basit İlkeleri belgesi iki tarafın da güvenli çıkarlarında eşitliğe dayanmaktaydı fakat Amerikan Kongresi 1974’te yasayı reddetti. ABD Başkanı Carter insan haklarına aykırı hareketlerinden ötürü Sovyetler’ i kınamaktaydı. Ayrıca Başkan Carter’ın Batı Avrupa’da yeni füze sistemleri inşası kararı ve savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde beşine çıkması, Yumuşama sürecinin sonu gibi okunmuştur (Goldman, 1982).

Güneybatı Asya, Sovyetler’ in okyanus erişimini sağlayan bir coğrafi yapıda olması sebebiyle, her zaman önemli bir bölgeydi. Özellikle Süveyş Kanalı-Hint Okyanusu Rotası yerine tercih edilebilir olması bu bağlamda öne çıkmaktaydı. İran’da Şah Rejimi Batıcı olsa da Sovyetlerle yapıcı bir ilişkiye sahipti. Devrim, hem İran ile Sovyetler’i daha da uzaklaştırdı hem de Afganistan’da Amerikancı bir hükümet ihtimali Sovyetler’ i tedirgin eden bir yapıya bürünmüştü (Collins, 1980).

Savaşın Bir Sebebi Olarak Yanlış Algılama

Tabi savaşa yanlış algılamalar da yol açabilmektedir. İncelenen vakada bellidir ki; Sovyetler Birliği, ne ABD’nin kendisini karşılayacak bir askeri yeteneğinin olduğunu düşünüyordu ne de buna niyeti olacağını (Levy, 1983). Aynı zamanda görülmektedir ki müdahale ile SSCB açısından; ülkenin Emin liderliğinde ABD’nin eline geçmesinden ya da İslamcıların Afganistan’ı idaresinden daha kazançlı bir yol olarak görülmekteydi.

Ayrıca Sovyetler, ABD ile aynı olmayarak Yumuşama’nın Üçüncü Dünya’ya müdahaleyi de kapsadığını düşünmüyordu. Devrimci fetihlerin, emperyalist müdahalecilerinin saldırılarına karşı savunulması gerektiğini düşünüyorlardı (Goldman, 1982). Sovyetler, Küba Krizi’nden sonra Amerika’ya karşı konvansiyonel silahlarda üstünlük elde etmişlerdi. ABD’nin onlara karşı yalnızca ufak bir direnme imkânı olduğunu düşünüyorlardı (Goldman, 1982). Özellikle Kongre’deki İsrailci çoğunluğu bu manada bir faktör olarak ele alıyorlardı.

Sovyetler ABD’nin Afganistan’da onlara karşılık vereceğini düşünmüyordu. Başkan Carter’ın yönetimi zayıf ve kararsız olarak görülüyordu çünkü güç kullanımını bir politika aracı olarak kullanmaya şüpheyle yaklaşıyordu. Sovyet Uzmanları Vietnam’daki bozgun ve Watergate skandalından sonra Kongre ve kamuoyu baskısının başkanları iyice çekingen kıldığını gözlemlemiştir (Goldman, 1982).

Bu argümana örnek olarak Carter’ın, Sovyetler Birliği’nin Angola’ya müdahalesine tepkisizliği, Carter’ın Sovyetlerin şikâyeti üzerine Avrupalı NATO müttefiklerinin tepkisine rağmen nötron bombası yapımına karşı çıkması verilebilir. Ayrıca bu dönemde, ABD, İran’daki büyükelçilikte esir tutulanlarla ilgili gündeme yönelmiş ve Sovyetler’ e cevap vermektense, bu durumla ilgilenmeyi daha uygun görmüş olabilirlerdi. Ayrıca ABD, komünistler ilk hükümete geldiği anda dahi Afganistan’a çok bir ilgi göstermemişti.

Savaşın Bir Sebebi Olarak Karar Alma Süreci

Aynı zamanda karar almanın nasıl işlediği de ayrı bir önemdedir. Örneğin; Kruşçev’in politbürosu merkezi otoriter bir tarza sahipken, Brejnev politbüro içinde uzlaşı sağlamayı önemserdi (Jean-Frédéric Morin, 2018). Belli ki Andropov, Usygin’in önerilerini zaman içinde ekarte etmiştir ve destekçileriyle onu emekliliğe zorlamıştır. Bu örnek Alisson’un öne sürdüğü Bürokratik Siyaset modeline de oldukça uygundur (Allison, 1999).

Bu model kısaca her bireyin kendi kurumu açısından doğru olan yaklaşımı savunmasına dayanır ki karar bu kurumların temsilcileri tarafından yapılan mücadele ve pazarlıklar sonucu belirlenir. Örneğin; Gromyko müdahalenin SALT II antlaşmasının kazanımlarını riske edeceğini söylemekteydi (Wolf, 2006).

Ayrıca Ustinov doğrudan müdahale yanlısı olmuştu ki bunun büyük askeri bir operasyonla gerçekleşmesini öngörüyordu. Bu bağlamda Sovyet ordusunun gücünü test etmek istiyordu lakin Andropov KGB tarafından yönlendirilen küçük bir grubu bu işe daha uygun görüyordu (Wolf, 2006). Andropov, Amin’in Afghanistan’a ABD’nin nükleer füzelerinin yerleştirilmesine sebep olabileceğini ve bunun stratejik bir zayıflık olacağını söyleyerek en kötü senaryodan kapıyı açıyordu (Wolf, 2006).

İlginç bir şekilde iki figür ilerleyen aylarda müdahaleyle sonuçlanacak toplantılara katılmamışlardı. Kosygin şiddetle Sovyet askerlerinin başka bir ülkede bulunmasına karşıydı. Öyle ki 12 Aralık’ta müdahale kararı alınırken de toplantıda bulunmamaktaydı. Ayrıca 1980’de de emekliye ayrılmıştır (Wolf, 2006). Diğer figür ise Brejnev idi. Brejnev, muhtemelen kararları yalnızca onaylamakla yetindi. Hatta Taraki, Moskova’ya ilk geldiğinde karar almak için -Brejnev hariç- politbüro ile görüştü. Sonrasında ise formalite icabı Brejnev ile konuşma gerçekleştirmiştir (Wolf, 2006).

Böylece politbüro içindeki aktörler kendi kurumlarının çıkarlarını yansıtacak şekilde operasyonel faaliyetlerin yürütülmesinde gerçekten de bir Bürokratik Siyaset özelliği taşımaktaydı. Özellikle liderliğin aktif faaliyet gösterip, bu etkiyi kırmada istekli olmaktan öte buna teslim olması ise bu durumun etkisinin son kertede bir savaş kararına yol açmasına sebep olmaktadır.

Sonuç

Bir siyasi organizasyon olarak devletler çeşitli olaylara yönelik algılamalarıyla, çeşitli kararlar almaktadır ki bunlardan biri de savaşma kararıdır. Savaşmanın ardındaki nedenler, onların dünyada var olacağı koşulları belirlediği için incelenmesi açısından önemli bir yer oluşturur. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalesi, tarihte bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Bu yüzden de bu müdahalenin arkasındaki nedenlerin tespitinin bugün dahi belli bir önemi vardır.

Bu anlamda çeşitli teorik bağlamda, bu savaşın öncelikle uluslararası sistemin koşullarından, sonrasında olana dair yanlış algılamalardan, son olarak da karar vericiler bağlamında değerlendirmesini bu çalışma içerisinde yapılmış bulunmaktadır. Böylece Soğuk Savaş’ın ABD lehine sonuçlanmasının tetikleyicilerinden biri olan bu olayın hangi koşullarda ve neden gerçekleştiğine dair bir bakış sunulmuştur.

Cafer Yaren Fışkın (2025).

*Analizlerdeki fikirler yazarına aittir ve İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezinin editöryal
politikasını yansıtmamaktadır.

Kaynakça

• Allison, G. T. (1999). Essence of Decision Making. Pearson Education.
• Armaoğlu, F. H. (1972). Barış İçinde Bir Arada Yaşama’nın Sovyet Yorumu. SBF Dergisi.
• Collins, J. J. (1980, 12 1). THE SOVIET INVASION OF AFGHANISTAN: METHODS, MOTIVES, AND RAMIFICATIONS. Naval War College Review, s. 53-62.
• Gibbs, D. N. (2006, 08 22). Reassessing Soviet motives for invading Afghanistan: A declassified history. Critical Asian Studies, s. 239-263 .
• Goldman, M. F. (1982). Soviet Military Intervention in Afghanistan: Roots &Causes. Polity, s. 384-403.
• Jack S. Levy, W. R. (2010). Causes Of War. West Sussex: Wiley-Blackwell.
• Jean-Frédéric Morin, J. P. (2018). Foreign Policy Analysis A Toolbox. Palgrave Macmillian.
• Levy, J. S. (1983, 10). Misperception and the Causes of War: Theoretical Linkages and Analytical Problems. World Politics, s. 76-99.
• Toft, P. (2005, 10 30). John J. Mearsheimer: an offensive realist between geopolitics and power. Journal Of International Relations and Development, s. 381-408.
• Wolf, M. W. (2006). Stumbling Towards War: The Soviet Decision to Invade Afghanistan. Past Imperfect.

Leave a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Articles

SavaşVaka Analizleri

Yeni Savaşlar Üzerine: Rusya-Ukrayna Savaşı Nerede Duruyor?

Giriş İnsanlık, tarih boyunca şiddet kullanımı ile çeşitli kazançlar elde etmeye çalışmıştır:...

AnalizlerSiber Güvenlik

Siber Terörizm Kavramı ve Etkileri Üzerine

Günümüzde şüphesiz hayatımızın çok büyük bir bölümü siber uzayda geçmektedir. Hayatımızdaki unsurların...

AnalizlerSavunma ve Stratejik Analizler

İran-İsrail Çatışmasına ABD’nin Müdahalesi: Orta Doğu’da Yeni Bir Dönem

1. Giriş Haziran 2025’te Amerika Birleşik Devletleri, İran’a yönelik bugüne dek gerçekleştirdiği...

AnalizlerSavunma ve Stratejik Analizler

İran–İsrail Çatışmasında Askeri Teknoloji ve İstihbarat

Giriş 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken uluslararası güvenlik paradigmasında köklü değişimler yaşanmakta,...