GİRİŞ
İran, 1979 İslam Devrimi’nden sonra farklı dış politik reaksiyonları benimsemiş, devrimin temellerinde yer alan komünizm ile arasında dolaylı/doğrudan bir bağ oluşturmuştur. İslam Devrimi sonrası bölgedeki gücü artan İran, sosyolojik olarak farklılıklara alan açmıştır. Kozmopolit bir yapı oluşturan İran halkı, teokratik üst kimlik altında birleştirici hamlelerle kendi varoluşunu sürdürmektedir. İran, devrimden yıllar sonra bölgede devletten halka bir geçişkenlik göstererek sınır ötesindeki halklara da etki etmektedir.
İran kendine has tarihi ile bölgedeki Türkiye, Mısır gibi kadim ülkelerin yanında yer almaktadır. Tarih bilinci İran’ı geniş perspektif ile değerlendiren ve döneme uygun hamleler yapmaya iten yeni retorikler doğurmaktadır. İran, kültür diplomasisi sahasında yer verdiği eylemlerinde önemli olayları doğurmaktadır. İran’da uygulanan yumuşak güç devlet sistemi içerisinde faaliyet yürütmektedir. İran’ın kimliğinin tamamıyla devlet tarafından temsil edildiği ifade edilebilir(Öçal, 2018, s.49)
İran, Pers İmparatorluğu dönemlerinde kurduğu devletlerle bölgenin şekillenmesine katkıdan bulunan aktörlerden biri olarak tarihte yerini almıştır. İslam Devrimi’nden önce Batı entegre yaşam ve düşünce yapısıyla diplomasi ve sosyolojik etkinliğini sürdüren İran’ın kırılması noktası Irak-İran savaşıdır denilebilir. Devrimin hemen ardından başlayan savaş, İran halkındaki farklı seslerin çıkarılmasının otoriteye zarar verebileceği bağlamında değerlendirilmiş ve savaşa yönelik ciddi propaganda çalışmaları yapılmıştır.
1980-1988 yılları arasında süren savaşta İran halkını konsolide etmek için farklı medya teknikleri kullanarak Devrim yöneticileri, savaşı bağımsızlık mücadelesi olarak görmüştür. Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in Baas Partisi’ni, Devrim ihracından korumak istediği belirtilmekteydi(Akçay, s.112.).
GÜÇ KAVRAMININ DİPLOMASİDEKİ YERİ
Güç terimi, Uluslararası İlişkiler teorilerinde önemli bir pozisyona sahip olan, politika süreçlerinden defalarca ele alınan bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır( Hacıbektaşoğlu, Kodaman, 2022, s.97). Uluslararası ilişkiler teorilerinde en baskın örnek olarak realizmde kendini hissettiren güç ise sert kavramı ile tarif edilebilir.
Ülkeler, varlıklarını diplomatik, coğrafi ve kültürel alanda sürdürebilmek için çeşitli yolları tercih edebilir. Bunların biri klasik olarak benimsenen bilek güreşi olarak da ifade edilen sert güç kavramıdır. Sert güç, ülkelerin genellikle rakip veya kendisinden daha aşağı bir pozisyonda gördükleri ülkeleri değerlendirdikleri, zaman zaman sorun çıkarma kararlılığına sahip oldukları alan olarak açıklanabilir. Sert güçte, ülkelerin son çare olarak kaybetmeyi göze alarak başvurdukları seçenek savaş olarak ifade edilebilmektedir.
Uluslararası ilişkilerde amaç, ülke hedeflerini gerçekleştirmektedir. Bunu ortaya çıkaran politika üreticiler, gücün rengine karar vermektedir. Politika yapıcılar; bölgesel dinamikler, tarihsel süreç ve sosyolojik seçenekleri ele alıp, karar kıldıkları politikanın hangi kategoride yer alacağını değerlendirmektedirler. Yumuşak güç kavramı, uluslararası ilişkiler literatürüne Joseph Nye tarafından 1990’ların başında tanıtılmıştır.(https://www.taylorfrancis.com/chapters/edit/10.4324/9780203856499-8/hegemony-soft-power-implications-conceptual-change-geraldo-zahran-leonardo-ramos , 11.03.2025)
Ülkeler, yumuşak ve sert gücü hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak görmektedirler. Yumuşak güç ülkelerin kendi tercihleri doğrultusunda atmayacakları adımları belirli yönlendirmeyle kabul ettirmeye çalışmak olarak dile getirilebilir. Gelişmiş ülkelerin sömürüsü altında olan hedeflere yönelik tercih seçeneği genellikle sert güçten yumuşak güce kaymaktadır. Sert güçle disipline edilen hedef ardından yumuşak güç ile kontrol edilebilmektedir. Yakın dönemde ABD’nin Irak’ı işgali buna örnek olarak gösterilebilir. ABD, silah ve ekonomik yaptırımlarla Irak’ı belirli bir seviyeye çektikten sonra karar almak mekanizmalarını yeniden dizayn ederek bölge halkının inisiyatifi doğrultusunda şekillenmesini sağlamak için çaba sarf etmiştir.
GÜÇ KULLANIMINDA İRAN İSTİHBARATI
İran, 1979 Devrimi’nden sonra Şah Dönemi askeri, ekonomik ve güvenlik bürokrasisinde tasfiyelere gitti. İran’ın askeri ağını yeniden şekillendirdi.
İran’ın kendine has bir güvenlik yapısı mevcuttur. 1979 sonrası ortaya çıkan siyasi yapı, çok başlı görülme yanılgısını pekiştirmiştir. İran’ın mutlak lideri konumunda olan Merc-i Taklid Ayetullah makamı, Ruhullah Humeyni’ye aitti. İran’ın hem siyasi hem de ruhani otoritesi olarak değerlendirilen bu makamın devlette son sözü söyleme yetkisi bulunmaktadır. 2025 yılında bu makamın Ayetullah Ali Hamanei tarafından doldurulduğu bilinmektedir. İran lideri konumunda bulunan bu makamın, medyadan, siyasete, yargıdan, güvenliğe birçok alanda yetkisi ve onayı bulunmaktadır.
İran’da ordu siyasi erke bağlı bulunurken, Devrim Muhafızları Ordusu, bugünün dünyasında İran’ın lideri konumunda bulunan makama (Hamanei) aittir. DMO 1979 SONRASI İslam Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Ayetullah Humeyni emriyle kurulmuştur. Kurumun en önemli birimi yurt dışındaki operasyonlardan sorumlu Kudus Gücü olarak ifade edilmektedir.
İran’ın devrim öncesi istihbarat servisinin 1957 yılında ABD ve İsrail’in görünmez el desteği ile kurulduğu ifade edilen Saziman-ı İttilât ve Emniyet-i Keşver (SAVAK)’ dir (İpek, Özçelik, 2023 s.1283) 1979’dan sonra İran’da güvenlik şemsiyesi altında çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Devrimden sonra SAVAK yerini 1984’te SAVAMA’ya bırakmıştır.
İRAN’IN YUMUŞAK GÜÇ DENGESİ
İran, imparatorluk mirası üzerine temellerini atmış ülke olarak bölgede söz söyleme hakkına sahip olduğunu hissettirmektedir. Yakın dönemde İran’ın yumuşak güç örneklerine oldukça fazla örnek gösterilebilir. İran’ın yumuşak güç tekniği olarak kullandığı araçlardan birkaçı şu şekilde sıralanabilir:
*Teoloji
*Medya
*İran Kültür Merkezleri (İran İslam Kültürü ve İlişkileri Teşkilatı)
*Uluslararası Üniversiteler
Devrim sonrası olaylar irdelenirse, 1980 yılında Irak’ın İran’a saldırmasıyla, İran tarafından seferberlik ilan edildi. Bu bağlamda Irak’a yönelik savaş durumuna geçildi. Savaş süresinde İran’ın teokrasi gücü halkı yönlendirdi. Savaşta İran propaganda aygıtları ortaya çıktı. Afişler üzerinden İran, cepheyi pekiştirdi, Mollaların halk üzerindeki etkinliği de böylece artmış oldu. Din adamları, Irak, ABD ve Batı’ya yönelik geliştirdikleri ifadelerle İran’ı tek vücut olmaya davet etti. İran, siperlerdeki askerleri medya/sinema ile halkla buluşturup savaştaki hikayeleri epik bir dil kullanarak kitlelere ulaştırmıştır(Çakı, 2018, s.18-20).
İran’daki bu propaganda yönteminin tohumları İslamiyetten önceye ulaşmaktadır. İran’da yer alan Şâhnâmehânlık İranlılara has bir toplumsal gelenektir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde halklara ait belirli özellikler mevcuttur. Şâhnâme de eski dönemlerde orduda yer alanların ve toplum tarafından kabul gören şahsiyetlerin destanlarını aktaran eserlerdir(Söylemez, 2017, s.65).
İran Kültür Merkezleri’nin İran’ın dışa açılan kapısı olduğu söylenebilir. Yumuşak güç denilince ön planda olan kavramın kültür olduğu belirtilebilir. İran’ın bölgedeki etkinliğini daha ileriye taşımak için kamu diplomasisi aygıtını kullanmaktadır. İran’ın dışa açılımına etki eden faktörlerden birini de imparatorluk mirası olduğu aktarılabilir.
Kültür Merkezleri’nin faaliyetleri arasında şunlar aktarılabilir: “Kur’an-ı Kerim kursları açarak ve Kur’an-ı Kerim okuma yarışmaları düzenleyerek dini propaganda yapmaktadır” ( Ünalmış, Başaran, 2019, s.57).
Dil kursları ile İran’ı tanıtmaya dönük adımlar atan Kültür Merkezleri, İran’a karşı geliştirilen önyargıyı kırabilmektedir. Dil merkezleriyle İran’a düzenlenen kültür turları kapsamında İran hem tanıtılmaktadır hem de halklarla olan ilişkisi güçlendirilmektedir. İçe kapanık bir yapısı olan İran’ın düzenlemiş olduğu aktiviteler dışa açılma seçeneklerinden olarak değerlendirilmektedir.
İran’ın diğer dışa açılan kapısı Uluslararası El Mustafa Üniversitesidir. Üniversiteler, ülkelerin temas kurduğu, etkileşime girdiği, bilim ürettiği merkezler olarak bilinmektedir. Özellikle İran’ın Şii mezhebine olan yakınlığı baz alınarak faaliyet yürüten Uluslararası El Mustafa Üniversitesi, Şiiliğin yayılmasını için önemli araçlardan biridir.
Üniversitenin kendini ifadesi şu şekildedir:
“Uluslararası el–Mustafa Üniversitesi; toplumuna ve kendisine faydalı fertler yetiştirmek, özellikle de genç nesle doğru bilgileri vermek ve onlara ileriki hayatlarında olumlu yönde katkı sağlayacak faydalı beceriler kazandırmak adına, 1979 yılında İran’ın Kum şehrinde sosyal ve İslami ilimler alanında eğitim-öğretim çalışmalarına başlamıştır. Üniversitede 110 ülkeden otuz binden fazla öğrenci lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim görmektedir”(https://www.elmustafa.com.tr/kurumsal/uluslararasi-el-mustafa-universitesi/16 , 12.03.2025).
SONUÇ
İran, imparatorluk mirası üzerine inşa ettiği devletlerin; teolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel etkinliğini arttırma çerçevesinde yeni dünya düzenine ayak uydurma girişimlerine motive olmuştur. Bugünün dünyasında İran’ın Filistin, Lübnan, Yemen, Bahreyn, Irak ve Suriye’nin yanında bazı bölge dışı ülkelerle yakın temas kurması farklı diyalektikler üzerinden gelişmektedir. Yukarıda verilen konuları örneklendirmek gerekirse Hamas Lideri İsmail Heniyye burada önemli bir aktör olacaktır.
Heniyye’nin Tahran’da suikasta uğraması, İran halkının siyasi otoriteye karşı güvensizliğini ortadan kaldırmaya yönelik teşebbüslerini doğurmaktadır. İran Heniyye suikastından sonra Tahran sokaklarında İbranice ve Farsça posterler asarak İsrail’in cezalandırılacağını dile getirmiştir. Heniyye’nin cenaze namazını İran Lideri Ayetullah Hamanei’nin kıldırması ve ülkede ilan edilen bir günlük yas ile İran teokrasi üzerinden dünyaya yeni mesajlar vermiştir.
Görüldüğü üzere yumuşak güç söyleminin sadece dış dünya kapılarını açan kavram olmadığı, bunun yanında içe dönük kompozisyonlar oluşturduğu deklare edilebilir. İran’ın sert ve yumuşak güç seçenekleri bölgede var olmasının önünü açmaktadır. Durumun İran’a özgü olduğu söylenemez, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler pozisyonları nispetinde tercihlere başvurabilirler.
Mahmut MUSLİHAN (2025).
*Analizlerdeki fikirler yazarına aittir ve İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezinin editöryal
politikasını yansıtmamaktadır.
Kaynakça
Öçal Şamil, İran Dış Politikasında Yumuşak Güç Kullanımı: Kültür ve Dil, 2018, S.49
Akçay Ekrem Yaşar, İran-Irak Savaşı’nın Bölgeye Etkileri, s.112
Hcıbektaşoğlu Ali, Kodaman Timuçin, Uluslararası İlişkilerde Güç olgusu: Sert ve Yumuşak Güç, Hakkari Review, s.97
https://www.taylorfrancis.com/chapters/edit/10.4324/9780203856499-8/hegemony-soft-power-implications-conceptual-change-geraldo-zahran-leonardo-ramos , 11.03.2025
İpek Cemil Doğaç, Özçelik Ali, İran’ın Vekil Aktör Stratejisinde İstihbarat Örgütlerinin Rolü: Kudüs Gücü Örneği, 2023, s.1283
Çakın Caner, İran-Irak Savaşı’nda Kullanılan İran Propaganda Posterlerinin Göstergebilimsel Analizi, 2018, s.18-20
Söylemez İsmail, İran Kültüründe Şahnamehanlık Geleneği, 2017, s.65
Ünalmış Ahmet Nafiz, Başaran Doğacan, İran Dış Politikasında Yumuşak Güç Kullanımı ve Kamu Diplomasisi: Ortadoğu Örneği, 2019 , s.57
https://www.elmustafa.com.tr/kurumsal/uluslararasi-el-mustafa-universitesi/16 , 12.03.2025

















Leave a comment