İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi
Çarşamba , 5 Ağustos 2026
info@igam.org.tr
Home Analizler Savaş Yeni Savaşlar Üzerine: Rusya-Ukrayna Savaşı Nerede Duruyor?
SavaşVaka Analizleri

Yeni Savaşlar Üzerine: Rusya-Ukrayna Savaşı Nerede Duruyor?

Giriş

İnsanlık, tarih boyunca şiddet kullanımı ile çeşitli kazançlar elde etmeye çalışmıştır: Yaşam kaynakları, öz savunma, mülkiyet iddiası… Ancak zamanın ilerlemesiyle, kullanım gerekçesi aynı kalsa dahi, şiddeti kullanan saldırgan tarafların da müdafaa taraflarının da yöntemleri giderek karmaşık ama sistemli bir hale gelmiştir. Böylece de tarih kitaplarımızı dolduran “savaşlar” ortaya çıkmıştır.

Savaş kavramı, kısaca ve en basit haliyle, siyasi sonuçlar elde etmek için kullanılan şiddet anlamında bir ‘siyasi’ eylem olarak tanımlanmaktadır (Kolasi, 2017). Yakın çağlara değin yaşanan savaşların gerekçelerine (siyasi ve ekonomik çıkarlar) ve hem meydanda hem de planlama aşamasında savaşan kişilere (paralı askerler, köleler, devşirmeler, milisler, soylular) baktığımızda bu tanımın kapsayıcılığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, 16. Yüzyıl teknolojik gelişmeleriyle (kale surlarını yıkan toplar, tüfekli piyadeler, bölgeleri işgal ve kontrol savaşları) beraber savaşın uygulayıcısı değişmiş ‘devlet tekeline’ girmiştir (Münkler, 2004) ancak savaşın gerekçesi de tanımı da değişmemiştir.

Kritik olansa savaşın değişimlerinin bununla sınırlı kalmamasıdır: Taraflar zaman içerisinde karşı tarafı (yaşam kaynakları ile beraber) ‘topyekûn’ yok etmeye karar vermiş ve buna yönelik de kitlesel imha silahları (KİS) geliştirmiştir (Münkler, 2004). KİS’ in ortaya çıkmasıyla, taraflar direkt çatışmaktan çekinir olup yerine vekalet savaşlarına yönelmişlerdir. Tüm bu süreç esnasında da imparatorluklar dağılmış ve devletlerarası simetrik savaşlar artık neredeyse yaşanmaz olmuştur.

Ancak tüm bunlara rağmen günümüzde savaşların bittiğinden bahsedemiyoruz. Hala dünyanın dört yanından savaş haberleri geliyor ve kendi halkları için, çatışmadan uzak, güvenilir bölgeler yaratmaya çalışan küresel aktörlerin paniklediğine tanık olunuyor. Bu “yeni savaşlar” ise eskilerinden yöntem ve işleyiş olarak farklı nitelendiriliyor:

Asimetrik güç dengesi, devlet-dışı aktörler, savaş ilanı yokluğu, kuralsız muharebeler, ağır silahlar yerine hafif silahlar, üniformalı olmayan “savaşçılar”, vekil kuvvetler… (Münkler, 2004) Tüm bu yenilikler, savaş üzerine uzmanlaşan akademisyenleri “yeni savaş” kavramını üretmeye itmiştir.

Yine de 2022 yılında yeni savaş kavramsallaştırmasını sarsan bir çatışma çıkmıştır: İki devletin karşılaşıp cephe savaşı yürüttüğü hem kaynak hem de bölge kazanımı yapmaya çalıştığı, üniformalı askerlerin çarpıştığı ve ağır silahların bir kez daha sahada olduğu Rusya-Ukrayna Savaşı. Bununla beraber, Rusya-Ukrayna Savaşı aynı zamanda yeni savaşlarla özdeşleşmiş nitelikleri de barındırmaktadır.

2.Dünya Savaşı’ndan bu yana konvensiyonel savaş anlayışının yok olduğu konuşulurken (Kolasi, 2017), 2022 yılında böylesi bir gelişmenin yaşanması bir soruyu yükseltmektedir: Ukrayna Savaşı, bir “geçiş dönemi savaşı” mıdır yoksa “yeni savaş” anlayışının son hali olarak mı durmaktadır? Bu soru, bu çalışmanın açıklamaya çalışacağı ikilemi sunmaktadır.

 

Tarihsel Bağlam

Münkler (2004), savaşın devletleşmesini maliyetlerinin artışına bağlar: Teknolojik ve teknik gelişmeleri uygulamanın finansal masrafları, feodal beylerin ve paralı asker tacirlerinin ekonomik gücünü aştığını ve teritoryal devletlerin bu bağlamda ipleri eline aldığından bahseder (Münkler, 2004). Savaşın devletleşmesi ise o dönemde şiddet ve ticaret piyasalarını birbirinden ayırmıştır (Münkler, 2004).

Fransız Devrimi sonrasında gelişen milliyetçilik sayesinde zorunlu askerlik kavramı ortaya çıkmış (haliyle önce Fransa’da ve sonra da Avrupa’nın kalanında olacak şekilde) ve yurttaşlardan oluşan ordular, “profesyonel” orduların yerini almıştır (Münkler, 2004). Bu da devletlerin barındırdığı toplumların savaşlardan direkt olarak etkilenmesini sağlamıştır (Münkler, 2004).

Fransız Devrimi sonrasında (Napolyon Savaşları’ndan) 1.Dünya Savaşı’na kadar sınırlı ve simetrik şekilde gelişen savaşlar, 20. Yüzyıl ile birlikte tarafların birbirini tamamen yok etmeyi amaçladığı topyekûn savaşlara dönüşmüştür (Münkler, 2004). 1.Dünya Savaşı’nın (önceki savaşların aksine) topyekûn olması ise şöyle açıklanabilir: Birbirine büyük oranda eşit güçlerdeki devletlerin, (o dönem için) yüksek teknoloji silahlarla, amansız bir biçimde ve statü (askeri-sivil), cinsiyet, yaş fark etmeksizin bütün toplumlarını seferber ederek birbirleriyle -yalnızca sınır bölgeleriyle yetinmeyerek- yıllar boyu savaşmıştır (Sander, 2016).

2.Dünya Savaşı’nın sonundaysa nükleer silahlar ortaya çıkmış ve küresel siyasi düzlemi olduğu kadar savaş anlayışını da değiştirmiştir (Münkler, 2004). Nükleer silahlar, ilk KİS değildir, tarih boyunca başka örnekleri de görülmüştür[1]. Ancak nükleer silahların kesin yok edici etkisi, nükleer silah sahiplerinin birbirlerini bu silahla vurmaktan ‘caydırmıştır.’ Çünkü taraflardan birinin böylesi bir silahı kullanmasının, nükleer silahın aynı zamanda kendilerine karşı da kullanılmasını tetiklemek anlamına geldiğini bilmişlerdir (Münkler, 2004).

“Caydırıcılık” ise büyük güçleri birbirleriyle direkt olarak savaşmaktan alıkoymuştur çünkü böylesi bir simetrik savaşın nükleer silahların kullanılmasını kaçınılmaz hale getirdiği anlaşılmıştır (Münkler, 2004). Bu gelişme ise nükleer silah sahibi “büyük güçlerin” birbirleriyle çatışmak istediklerinde, vekalet güçleri aracılığıyla savaşmasına yol açmıştır (Münkler, 2004).

Dahası, 2.Dünya Savaşı’nın bitmesiyle kurulan uluslararası rejim, savaşı hukuki olarak engellemeye çalışmıştır (Kolasi, 2017). İlk olarak Milletler Cemiyeti (1919) çabaları ve Briand-Kellog Paktı (1928) ile çabalansa da Birleşmiş Milletler (BM) Düzeni, savaşı yasaklamıştır (Kolasi, 2017). Bu düzenin kurucusu olan (2. Dünya Savaşı’nın galibi) ülkelerin ise kendi kurdukları sistemin kurallarına ne kadar uyduğu tartışmalıdır.

Munkler (2004)’ in anlattığı yeni savaşlar ise bu gelişmelerin sonucunda ortaya çıkmıştır: İmparatorlukların dağılması, devletlerarası simetrik savaşların artık olmaması, vekalet savaşlarında ortaya çıkan milis kuvvetler, parçalanan ülkeler gibi durumlar eski savaş anlayışını değiştirmiştir (Münkler, 2004).

Munkler (2004), modern zamandaki savaşların daha ziyade geçmiş imparatorlukların yıkıldığı bölgelerde kurulan ülkelerin istikrarsızlıklarıyla açıklanabileceğini söylemektedir. Örneğin Bosna Savaşı’nı, Osmanlı’nın dağılma döneminden beri pek çok krizin yaşandığı Balkan bölgesinde kurulmuş Yugoslavya’nın dağılmasıyla açıklar (Münkler, 2004):

Osmanlı, bir imparatorluk olarak dağılmış ve bu bölgede kurulan devletler ise istikrarsız olmuştur çünkü devletin gelişmesini/büyümesini hedefleyen siyasi elitlerdense nüfuzunu ve zenginliğini genişletmek isteyen figürlerce (ki bu amaçlara sahip figürler, dünyanın her yerindeki yeni savaşların önemli bir parçası olmuşlardır) yönetilmiştir (Münkler, 2004). Benzer bir durum Rus Çarlığı’ nın yıkılmasıyla oluşup SSCB’nin dağılmasıyla savaşlara sürüklenen Orta Asya ülkelerindeki savaşlar için de geçerlidir.

 

Yeni Savaşların Nitelikleri

Örnek verilen ülkelerdeki savaşlar, “devlet kurma” hedefiyle çıkmış olsalar da en nihayetinde bir başka devlet yıkımıyla daha sonuçlanmaktadırlar (Münkler, 2004). Oysaki benzer bir durum Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da gerçekleştiğinde olaylar böyle gelişmemiştir: ABD Bağımsızlık ve İç Savaşları sonucunda yüzyıllar boyunca ayakta kalacak, kurumları kuvvetli, ekonomik olarak gelişkin modern devletler kurulmuştur. Çünkü Batı ülkeleri, zenginliklerine göz diken dış güçlerin müdahalesine maruz kalmamışlardır (Münkler, 2004).

Bu sebeple; yeni savaşlar, devlet kurma değil de “devlet yıkma” savaşlarıdır (Münkler, 2004). Hatta yeni savaşlar, eski savaşlardaki gibi ekonomik kaynakların tükenmesiyle son bulmamaktadır çünkü her daim yeni ekonomik kaynaklar (yasadışı satım, küresel gölge ekonomi ile dirsek teması, stratejik çıkarı olan dış güçlerin desteği vs.) bulunabilmektedir (Münkler, 2004).

Yeni savaşlarda, eskilerinin aksine nihai sonuç sağlayan ve kurallarla düzenlenmiş kesin muharebeler de yoktur. Savaş; her an, her yerde ve herkes tarafından gerçekleştirilebilir haldedir. Bu da güçsüz birliklerin gerilla taktikleri ile kendilerinden çok daha büyük ve güçlü orduları, çatışmalar aracılığıyla yıpratma stratejisi izlemesine yol açar (Münkler, 2004). Ancak bu sebeple büyük çatışmalardan kaçınma usulüyle “düşük yoğunluklu savaş (küçük savaş)” terimi ortaya çıkmıştır (Münkler, 2004). Bu da BM Düzeni’ nin savaşlara engel olmadaki başarısızlığını açıklamaktadır: Belki büyük ölçekli ve yoğun savaşlar yoktur ama silahlı çatışmalar asla bitmemiştir (Kolasi, 2017).

Haliyle savaşların ne zaman başlayıp ne zaman biteceği de belli değildir. Eski savaşlardaki gibi otarşik ekonomiye sahip merkezi yönetimler, yeni savaşlarda kalmamıştır (Münkler, 2004). Uzun süre çatışmaların olmaması, savaşın bittiği anlamına gelmediği için savaşların ne zaman biteceği kestirilemez durumdadır (Münkler, 2004).

Münkler (2004), yeni savaşların bir başka kritik noktasını da göz önüne sermektedir: Kitlelere yönelik etnik “temizlik” girişimi. Bu girişimi ise şu şekilde açıklamaktadır: Eski savaşlarda ölenlerin %80’i askerlerken yeni savaşlarda bu oran yalnızca %20’dir, yani eski savaşlarda ölen askerlerin yerini yeni savaşlarda siviller almıştır (Münkler, 2004). Çünkü böylesi köklü bir oran değişimini açıklamak için devletlerarası savaşın bitmesi ve uluslarötesi savaşların sayısının artması yetersiz kalmaktadır.

Tüm bunlar, savaşın sonunun belirsiz kılıp süresini uzattığı gibi savaşı bir yaşam biçimi haline getirir. Savaşın devletin tekelinden çıkması sebebiyle ticaret ve şiddet birbiriyle karmaşık bir ilişki kurmuştur (Münkler, 2004): İnsanlar, savaş gerçeğine alışarak yaşamaya başladığı gibi savaşçılığı profesyonel bir meslek haline getirenler de vardır[2] ki bunların zenginleşmesi (soygun, talan ve kölecilik gibi yollarla olur bunlar) hiç de beklenmedik gelişmeler değildir (Münkler, 2004). Bu da yeni savaşların bitmesini istemeyen insanların varlığına sebep olmaktadır: Savaş lordları.

Savaş lordları, aynı paramiliter gruplar gibi, yeni savaşların devlet tekelinden çıkmış olmasıyla yükselmişlerdir: Bu gibi aktörler “maaşlı devlet çalışanı” olmadıkları için geçimlerini sağlamak için siviller üzerine baskı uygulamakta ve baskı aracılığıyla da zoraki yolla kendilerine gelir sağlamaktadırlar (Münkler, 2004). Bu durum da yeni savaşlarda hayatta kalmak için silah sahipliğini elzem kılmaktadır.

Dahası yeni silah sistemleri, pahalılıklarından ötürü, yalnızca zengin devletlerin tam teşekküllü bir ordu kurabilmesine sebebiyet vermiştir. Bu sebeple de milis liderlerinin ve savaş lordlarının adamları silahlanmalarını daha ziyade -maliyetinden bile ucuza satılan- hafif silahlar ve zırhsız nakliye araçları ile gerçekleştirmektedir (Münkler, 2004). Yani yeni savaşların silahları, ağır silahlardan ziyade, küçük boyutlu ve kullanımı kolay silahlardır (Münkler, 2004). Bu sayede isyancı ve devrimci birlikler kısa sürede ve düşük maliyetle silahlandırılıp savaşa hazır hale getirilmektedir.

Ki bu da yeni savaş aktörlerinden birisinin ortaya çıkmasında etkin olmuştur: Çocuk askerler. Küçük silahların kolaylıkla kontrol edilebiliyor olması, uzun süreler boyunca eğitime ve maddi-manevi yatırıma ihtiyaç duyan askerlerin varlığını zorunlu kılmaktan çıkartmıştır (Münkler, 2004). Bunun yerine, eğitim seviyesi azalmış çocukların dahi etkili askerler olarak öne sürülmesini kolaylaştırmıştır (Münkler, 2004). Brocklehurst (2007) çalışmasında, dönemin silahlı çatışma savaşçılarının %10 civarının çocuk askerlerden oluştuğu belirtilmiştir.

Çocukların ise (ki bu noktada genç, ergenliğe yeni girmiş, oğlan çocuklarından bahsedilmektedir) silahların onlara sağladığı güç imajı (öyle ki medyada kendilerine yer bulabilmek için gazetecilere zarar vermedikleri saptanmıştır) ve cinselliğe kolay erişim[3] gibi gerekçelerle savaşçılığa eğilimli olduğu belirtilmiştir (Münkler, 2004).

Konvensiyonel savaşlarda da kendine yer bulmasına rağmen; “tecavüz” eylemi, yalnızca çocuk savaşçılarla değil, yeni savaşlarda -daha önce de bahsedilen- etnik temizlik kavramı ile ilişkilidir (Münkler, 2004): Tecavüze uğrayan kadınların toplum tarafından damgalanıp uzaklaştırıldıkları saptanmıştır ve bu da -hem toplum içinde soy devamlılığına engel olurken hem de toplumun yaşam sürdürme motivasyonunu kırarak- böylesi korkunç bir eylemden yüksek oranda etkilenen toplumların yeniden ayağa kalkmasını zorlaştırmaktadır (Münkler, 2004).

Bu durumun kritik bir örneği Bosna Savaşı esnasında görülmüştür: Bosna Savaşı’nda tecavüze uğramış kadın sayısının 20.000 ile 50.000 aralığında olduğu tahmin edilmektedir (Edman, 2008) ki savaşta ölen toplam insan sayısının (sivil ve asker dahil) 101.040 (Calic, 2012) olduğu düşünülürse bu sayının ne derece bir korkunçluk taşıdığı anlaşılmaktadır.

Tüm bunlar (talancıların yeniden ortaya çıkması, katliamların artması ve tecavüzün sistematik bir biçimde saldırı niyetine kullanılması); savaşların sayısını uzun vadede arttırırken, siyasi sınırlamaların etkisini azaltmaktadır (Münkler, 2004).

Münkler (2004) ise yeni savaşların eskilerinden farklı iki temel özelliğini şu şekilde belirtmektedir: Ticarileşme/özelleşme ve asimetrikleşme. Savaşların ticarileşmesinin ve devlet tekelinden çıkmasının en kritik ve somut örneği ise Özel Askeri Şirketler (ÖAŞ)’dir.

ÖAŞ; hizmetinde oldukları devletlere, lojistik hizmetlerinden başlayarak muharebe sahasına kadar varan, geniş bir yelpaze içerisinde hizmet sunmaktadır. Günümüzde ÖAŞ’ ın faaliyet gösterdikleri alan küreseldir (Kolasi, 2017) ve Kolasi (2017)’nin “başarısız devletler” olarak hitap ettiği, yeni savaşların mağduru olan ülkelerde sıkça faaliyet gösterirler. Bununla birlikte, ÖAŞ’ ın baş müşterisinin ABD başta olmak üzere, İngiltere ve (ÖAŞ’ ın çok sık rastlandığı) Güney Afrika olduğu dikkat çekmiştir (Kolasi, 2017). ÖAŞ’ ın bu yükselişi; güvenliğin, özel güvenlik sağlayıcıları tarafından, kâr elde etmek için satılan bir hizmet haline gelmesinden aykırı düşünülemeyecektir.

ÖAŞ’ın varlığının da bir kez daha gösterdiği üzere; yeni savaşlar, siyasi saiklere değil de ekonomik güdülere göre hareket eden aktörlerle ilerlemektedir. Ancak bundan daha kritik olan, bu savaşların temel olarak asimetrik yapıdan kaynaklıyor olması: Devleti temsil eden ordular yerine, devlet-dışı aktörler (savaş lordları, paramiliter gruplar, ÖAŞ) ön plana çıkmıştır. Bu asimetri nedeniyle, eski savaşlardaki “kesin muharebe” ya da “net zafer” konsepti geçersiz hale gelmiştir. Güçlü taraf (devlet) teknik üstünlüğüne sahip olsa dahi, zayıf taraf (devlet-dışı aktör) halkın desteği, gerilla taktiği ve uzun vadeli sabır aracılığıyla kalıcı bir tehdit oluşturabilmektedir (Münkler, 2004).

Temelde çatışan aktörlerin stratejileri ve siyasi rasyonellikler, özellikle de son dönemlerdeki yoğun çabalara inat, devletler hukukunun kural ve sınırlamalarını giderek daha da az dikkate almaktadırlar (Münkler, 2004).

Ancak ne var ki burada anlatılan tüm nitelikler, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yapısını açıklamak için tek başına yeterli değildir. Çünkü Ukrayna Savaşı, yeni savaşların kimi kritik karakteristiklerini taşırken aynı zamanda temel konvensiyonel savaş özelliklerini de sergilemektedir. Bu durum, yazının başında sorduğumuz soruya cevap vermeyi gerekli kılmaktadır.

 

Rusya-Ukrayna Savaşı Bize Ne Anlatıyor?

Yeni Savaş

Rusya-Ukrayna Savaşı, çok temel yeni savaş özellikleri sergilemektedir: Ukrayna’nın Donbas bölgesinde, Rusya tarafından desteklenen ayrılıkçı milis kuvvetleri mevcuttur (Cîrdei & Ispas, 2025); PMC Wagner, Ukrayna’da Rusya adına faaliyet göstermiş bir ÖAŞ’ tır (Cîrdei & Ispas, 2025); savaş süresince konvensiyonel savaşlarda görünmesi mümkün olmayan siber saldırı teknikleri uygulanmıştır (Associated Press, 2022); bir savaş ilanı gerçekleşmemiş çünkü saldırgan taraf olan Rusya’nın devlet başkanı Putin, bu çatışmayı bir “operasyon” olarak tanımlamıştır (Atlantic Council, 2023); belki de en önemlisi savaş, 2022’de başlamıştır, yani 2.Dünya Savaşı’nın oldukça sonrasında. Bütün bu durumlar, Savaş’ı eski savaş tiplerinden ayırmamıza sebep olmaktadır.

Eski Savaş

Tüm bunlara karşın Ukrayna Savaşı’nda çok temel eski savaş özellikleri de görmekteyiz: İlk olarak savaş, iki devlet arasında gerçekleşmektedir, Rusya ve Ukrayna; taraflar ağır silahlar ve hatta tanklar kullanarak pek çok kez açık muharebelerde ve hatta cephelerde çarpışmışlardır (Watling & Reynolds, 2025); savaşın başlamasından bu yana ölen Ukraynalı sivil sayısı 14.534 (yaralananlar da sayıldığında zayiat sayısı 53.006’ya yükselmektedir) olarak rapor edilmiştir (United Nations , 2025) ki bu Economist (2025)’in tahmin ettiği 73.000-140.000 aralığındaki asker ölümüyle orantılı karşılaştırıldığında ancak %10-%20’lik bir aralığı kapsamaktadır; dahası ve belki de en önemlisi, bu savaş temel olarak üniformalı askerler arasında yapılmaktadır.

Hibrit Savaş

Tüm bunlar göz önüne alındığında, akademisyenlerin modern savaşlar üzerine yaptığı sınıflandırmaların ve atadığı özelliklerin günümüzün en yeni savaşlarından olan Rusya-Ukrayna Savaşı ile yüzde yüzlük bir benzerlik göstermediğini anlamaktayız. Çünkü en nihayetinde bir devletlerarası savaştan bahsetmekte ve bu bağlamda ağır silahların sıklığını görmekteyiz. Dahası bu savaşta çocuk savaşçılar da bulunmamaktadır: Üniformalı askerler, birbirleriyle cephelerden mücadele etmektedir. Tüm bunlar bize simetrik savaş özelliklerini yansıtmaktadır.

Ancak buna karşın konvensiyonel savaşlarda karşımıza çıkamayacak pek çok kritik faktör de mevcuttur: ÖAŞ ve vekil kuvvetler, bu bağlamda kendilerini göstermişlerdir. Dahası; bu savaş, dünyanın geri kalanına yayılacak 5.8 Milyon Ukraynalı mültecinin[4] yerinden olmasına sebep olmuştur (UNHCR, 2025). Bununla beraber siber saldırılar da konvensiyonel savaşla açıklanamayacak bir sivil saldırı olarak algılanabilmektedir. Yani asimetrik savaş anlayışına atfedilecek pek çok etmen elimizde mevcuttur.

Ne var ki Münkler (2004)’in yeni ve asimetrik savaşlara atfettiği %20’lik asker-%80’lik sivil ölümü oranı, bu savaşta tam tersi şekilde karşımıza çıkmaktadır. Ki zaten Ukrayna Savaşı’nın en ilginç yönlerinden birisi de bu simetrik ve asimetrik yapıların eşzamanlı olmasıdır:

Rusya, geleneksel devlet ordusuyla Ukrayna’ya taarruz etmişse de aynı zamanda Wagner gibi bir ÖAŞ’ ı kullanmakta, Donbas’ taki ayrılıkçı vekalet kuvvetlerini desteklemekte ve siber savaşta rol almaktadır. Ukrayna ise resmi ordusuyla (simetrik) cephe savaşı yürütürken, aynı zamanda halkın milisleştirilmesi[5] (asimetrik) yoluna gitmektedir. Bu durum, Münkler’in “yeni savaş” tanımının tam olarak geçerli olmadığını, ancak eski “simetrik savaş” tanımının da yeterli olmadığını göstermektedir.

Bu da karşımıza esas sorunu bir kez daha çıkartmaktadır: Ukrayna Savaşı, 2.Dünya Savaşı sonrası silahlı çatışmaları anlamak için kurulan “yeni savaş” çerçevesine uymadığı gibi eski savaş sistemleriyle de açıklanamamaktadır.

Tüm kanıtlar göz önüne alındığında, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ne mevcut ‘yeni savaş’ tanımlarına ne de ‘konvensiyonel savaş’ tanımlarına tam olarak uyması imkânsız görülmektedir. Bunun yerine, bu savaş; bize, önceki kavramsallaştırmalarla tam olarak açıklanamayacak, yeni tür bir savaşla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Tamamen simetrik ya da tamamen asimetrik bir savaş olmanın aksine, literatürde “hibrit savaş” olarak adlandırılan, iki savaş türünün de niteliklerini taşıyan yeni bir fenomendir. Bu, yeni savaşlar teorisinin evrimini ve güncel savaş dinamiklerinin karmaşıklığını göstermektedir.

 

Sonuç

Bu yazının temel tezi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yapısı itibariyle konvensiyonel savaş ve yeni savaş tanımlamalarına tam olarak uymaması ve her iki kavramsallaştırmanın da kritik yönlerini barındırması gerekçesiyle yeni bir teorik çerçevenin gerekliliğine işaret etmektedir.

Konvensiyonel savaş özellikleri (devletlerarası savaş, ağır silahların kullanımı, cephe muharebeleri, üniformalı askerler) ağır bir şekilde mevcut olsa da ÖAŞ’ ın varlığı, vekil kuvvetler, siber saldırılar gibi etmenler de yeni savaş niteliklerini açıkça göstermektedir. En ilginç bulgu ise asker-sivil ölüm oranıdır: Münkler (2004)’in yeni savaşlara atfettiği %80 sivil ölümü yerine, Ukrayna’da %80 asker ölümü görülmektedir. Bu, hem Münkler’ in yeni savaş teorisinin tam geçerliliğinin olmadığını hem de eski savaş kategorilerinin yetersiz olduğunu göstermektedir.

Bu bulgular, 20. ve 21. yüzyılda savaşın yapısının temelden değiştiğini ancak bu değişimin doğrusal olmadığını göstermektedir. Savaşlar, eski kategorilerinden yeni kategorilere doğru olmayıp aksine her iki kategorinin de unsurlarını karışık bir şekilde taşımaktadır. Dolayısıyla Münkler’ in “yeni savaş” teorisi, başlangıçtaki önemine rağmen, 21. yüzyıl savaş realitesini tam olarak açıklayabilmek adına revize gereksinimi içerisindedir.

Bu makalenin sonucunda ortaya çıkan sorular şunlardır: Ukrayna Savaşı bir anomali mi, yoksa yeni bir savaş paradigmasının göstergesi mi? Eğer paradigma değişimi yaşanıyorsa, gelecek savaşlar nasıl bir yapıya sahip olacaktır? Ukrayna Savaşı, “Hibrit Savaş Literatürü” içerisinde değerlendirilmeli mi? Böylesi soruların cevaplandırılması, savaş teorisinin yenilenmesini ve alandaki yeni çalışmaları gerekli kılmaktadır.

[1] En basitinden, 1.Dünya Savaşı sırasında taraflar, birbirlerinin cephelerini ele geçirmek adına, hendeklere “zehirli gaz bombaları” atmışlardır (Sander, 2016).

[2] Bosna’da Müslümanları öldürmek için evlerin içine bomba atan askerlerle Müslümanların temel ihtiyaçlarını ticaret yoluyla karşıladıkları askerlerin aynı olması bunun bir örneğidir (Münkler, 2004).

[3] Tecavüz ve cinsel organ tahribatı gibi eylemlerin en çok çocuk askerler tarafından yapıldığı saptanmıştır (Münkler, 2004)

[4] Münkler (2004); mülteci akınlarını, yeni savaş ekonomisinin kritik bir parçası olduğunu belirtmektedir.

[5] Bknz. Popular Resistance of Ukraine, Berdiansk Partisan Army, The Territorial Defense Forces (TDF) of Ukraine vs.

Ali Uygar Aydoğdu (2025)

*Analizlerdeki fikirler yazarına aittir ve İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezinin editöryal politikasını yansıtmamaktadır.

Kaynakça

Associated Press. (2022, 06 22). Microsoft: Russian Cyber Spying Targets 42 Ukraine Allies. VOA News: https://www.voanews.com/a/microsoft-russian-cyber-spying-targets-42-ukraine-allies/6628417.html adresinden alındı

Atlantic Council. (2023, 02 22). Our experts decode the Putin speech that launched Russia’s invasion of Ukraine. Atlantic Council: https://www.atlanticcouncil.org/blogs/new-atlanticist/markup/putin-speech-ukraine-war/ adresinden alındı

Brocklehurst, H. (2007). Children and War. A. Collins içinde, Contemporary Security Studies. Oxford : Oxford University Press.

Calic, M.–J. (2012). Ethnic Cleansing and War Crimes, 1991–1995 . M.–J. Calic içinde, Confronting the Yugoslav Controversies: A Scholars’ Initiative (s. 140). Purdue University Press.

Cîrdei, I. A., & Ispas, L. (2025). The Role of Proxies. e. Z.–E. Zsigmond içinde, Hybrid Warfare Reference Curriculum Volume II Elective Seminars (s. 45-67). Budapest: Ludovika University Press.

Edman, A. J. (2008). Crimes of Sexual Violence in the War Crimes Chamber of the State Court of Bosnia and Herzegovina: Successes and Challenges. Human Rights Brief 16, no.1, s. 21-28.

Kolasi, K. (2017). Savaşın Değişen Niteliği ve Jus ad bellum ve Jus in bello’ya Etkisi. İnsan Hakları Yıllığı, Cilt 35, s. 1-29.

Münkler, H. (2004). The New Wars. Polity Press.

Sander, O. (2016). Siyasi Tarih 1: İlk Çağlardan 1918’e. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.

The Economist. (2025, 07 09). Russia’s summer Ukraine offensive looks like its deadliest yet. The Economist: https://www.economist.com/interactive/graphic-detail/2025/07/09/russias-summer-ukraine-offensive-looks-like-its-deadliest-so-far adresinden alındı

UNHCR. (2025, 11 14). Ukranian Refugee Situation. Operational Data Portal: https://data.unhcr.org/en/situations/ukraine adresinden alındı

United Nations . (2025). Ukraine: Protection of civilians in armed conflict October 2025 update. United Nations Human Rights Office of The High Commissioner.

Watling, J., & Reynolds, N. (2025). Tactical Developments During the Third Year of the Russo–Ukrainian War. London: Royal United Services Institute for Defence and Security Studies.

Leave a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Articles

AnalizlerVaka Analizleri

Sovyetler Birliği’nin Afganistan Müdahalesinin Arkasındaki Sebepler

Giriş Savaş, siyasi organizasyonlar arasında sürekli koordine edilen şiddet anlamına gelir. Bireysel...

AnalizlerSavaş

Lübnan’da İç Savaş ve Filistinlilerin Rolü (1975-1990)

Lübnan’ın İç Dinamikleri 1975 yılına gelindiğinde Lübnan’da yerli Lübnanların dahil olduğu farklı...

AnalizlerVaka Analizleri

Çuval Olayı: Türk-Amerikan İlişkilerinde Bir Kriz ve Stratejik Sonuçları

Giriş Süleymaniye Olayı olarak da bilinen Çuval Olayı; 4 Temmuz 2003 tarihinde,...