İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi
Çarşamba , 5 Ağustos 2026
info@igam.org.tr
Home Analizler Lübnan’da İç Savaş ve Filistinlilerin Rolü (1975-1990)
AnalizlerSavaş

Lübnan’da İç Savaş ve Filistinlilerin Rolü (1975-1990)

Lübnan’ın İç Dinamikleri

1975 yılına gelindiğinde Lübnan’da yerli Lübnanların dahil olduğu farklı din ve mezhep gruplarının orantısal temsiline göre şekillenen ve kimi zaman gruplar arasında çıkar çatışmalarının görüldüğü bir siyasi yapı devam etmektedir. Bu duruma ek olarak Lübnan’ın bölgede yaşanan gelişmelerden oldukça büyük ölçüde etkilenen bir devlet konumunda olduğu görülmüş, bölgede yaşanan savaşlar ve çatışmalar neticesinde Lübnan’ın iç siyasetinde de sorunlar meydana geldiğine rastlanmıştır. 1948 Arap-İsrail Savaşı ve 1967 Arap-İsrail Savaşı neticesinden Ortadoğu’da ortaya çıkan Filistinli mülteciler durumundan en çok etkilenen ülkelerin başında Lübnan gelmektedir. Lübnan’a gelen Filistinli mültecilerin yanı sıra 1967 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Filistinli silahlı grupların ve 1970’ de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün merkez yapılanmasının Ürdün’den şiddetle çıkarılıp Lübnan’a gelmesi, Lübnan içerisinde sorunlara neden olmuştur. Filistinli mültecilerden Sünni Müslümanlara vatandaşlık verilmediği çünkü vatandaş olan Sünni Müslüman sayısının arttığı takdirde din ve mezheplerin oranına göre belirlenen siyasi yapıda dengenin bozulmasıyla karşılaşılacağı öngörülmektedir. Sünni Müslümanların sayısının artması devlet başkanlığı gibi önemli siyasi konumlara sahip olan Hristiyan grupların olumsuz karşılayacağı bir durum olacaktır. Filistinlilerin Lübnan’da sorunlara yol açmasının bir diğer nedeni ise 1967 Arap-İsrail Savaşı ve 1970 “Kara Eylül” olayları sonucunda Lübnan’ın güneyine yerleşen Filistinlilerin Lübnan sınırları içerisinden İsrail topraklarına saldırmaları ardından İsrail’in Lübnan’a karşı saldırı gerçekleştirmesiyle birlikte Lübnan’ın yerli halkının da zarar görmesidir. Buna karşın Lübnan hükümeti ülkeden Filistinlilerin çıkarılması gerektiği yönünde politikalar izlerken Lübnan siyasetinde Müslüman ve Dürzi grupların Filistinlilere destek verdiği, bu sebeple Lübnan iç siyasetinde karşıtlıkların oluştuğu görülmektedir.

Lübnan’da bu politik ve demografik atmosferin hakim olduğu 1975 yılında 15 yıl süren bir iç savaş başlamış, bu iç savaş birçok farklı grubun dahil olduğu ve diğer devletlerin müdahalelerinin görülmesiyle birlikte iç savaşın derinleştiği ve şiddetlendiği görülmektedir. 1975 yılına gelindiğinde Dürzi siyasetçi Kemal Canpolat’ın muhalif Müslümanların da desteğini alarak Filistinlileri destekleyen tarafın öne çıkan isimlerinden biri olduğu buna karşın Maruni Hristiyan siyasetçiler Pierre Cemayel ve Camille Chamoun’un Filistinlilerin mevcudiyetine karşı çıkan ve siyasi yapıda Hristiyan baskınlığının devam etmesini isteyen grubun öne çıkan isimleri olduğu görülmektedir (Cleveland, 2015: 426).

1975’te Lübnan’da 15 yıl sürecek bir iç savaşı başlatan olaylar yaşanmış, bu tarihin ardından çatışmaların şiddetle ve hızlıca devam ettiği görülmüştür. 13 Nisan’da Lübnan’ın ayn er-Rummane bölgesinde çeşitli olaylar yaşanmış, bu olayların iç savaşı başlatan kıvılcım niteliğinde olduğu görülmüştür. Bölge halkı ve Filistinli bir komutan arasında sorun yaşandığı gün Hristiyan siyasetçi Pierre Cemayel bir kilisenin açılış törenine katılmıştır. Bu törende içlerinde Cemayel’in de bulunduğu topluluğa karşı silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, bu saldırıdan Filistinli gruplar sorumlu tutulmuştur. Aynı gün Filistinlileri mülteci kampına taşıyan bir otobüse saldırı gerçekleştirilmiş, bu saldırıdan da Pierre Cemayel’in kurucusu olduğu ve Maruni Hristiyanları temsil eden Ketaib Partisi sorumlu tutulmuştur. Gerçekleşen bu bir dizi şiddet olayı neticesinde Filistin Kurtuluş örgütü militanları ve Maruni Hristiyan gruplar arasında çatışmalar yayılmaya başlamıştır. Nisan ayında başlayan bu çatışmaların Haziran ayına kadar sürdüğü, Haziran ayına gelindiğinde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün çatışmalardan çekildiği görülmüştür. Ne yazık ki Lübnan’daki çatışmaların tek bir olaya veya ayrıma dayanmaması, Müslüman ve Hristiyan gruplar arasında başka sorunların da görülmesi gibi sebeplerle çatışmalar son bulmamış, Ağustos ayına gelindiğinde Müslüman gruplar ve Hristiyan gruplar arasından çatışmaların yeniden başladığı görülmüştür (Al Jaro, 2019: 41; Cleveland, 2015: 427-428).

Lübnan’da başlayan iç savaşın yayıldığının ve şiddetlendiğinin görülmesinin bölgedeki diğer ülkelerin dikkatlerinin Lübnan’a çekilmesine sebep olduğu görülmüştür. Tarihsel olarak Lübnan’ı topraklarının bir parçası olarak gördüğü ve Lübnan’da egemenlik sahibi olmak istediği yönündeki politikalarıyla bilinen Suriye devleti, Lübnan’daki iç savaşa müdahil olan ilk bölge devleti olarak görülmüştür. 1976 yılına gelindiğinde Ketaib Partisi’nin silahlı mensupları ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün militanları arasından çatışmaların var olduğu görülmüştür. Aynı yıl Suriye, iç savaşın taraflarını kendi arabuluculuğunda bir araya getirmek için bir girişimde bulunmuş fakat bu girişim barışın sağlanmasına yardımcı olamamıştır. Hem bazı Hristiyan grupların hem de Müslümanların Suriye’nin müdahalesine karşı çıktığı görülmüş fakat Lübnan hükümeti Suriye’yi barışı sağlaması için ülke topraklarına davet etmiştir. Yasal hükümetin daveti üzerine Suriye hükümeti ordusunu iç savaşın hakim olduğu Lübnan’a müdahale amacıyla göndermiştir. Suriye politik ve askeri dengeyi sağlamak amacı olduğunu söyleyerek Lübnan’a askerlerini göndermiş olsa da Lübnan’da kendi çıkarlarını göz önünde bulundurarak Maruni Hristiyanların yanında, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı cephede yer aldığına rastlanmıştır.

Suriye’nin Lübnan müdahalesinin amacına ulaşamamış olması bir yana iç savaşı pekiştirdiği ve iç savaşın süresinin uzamasına neden olduğu görülmüştür. Ekim 1976’ya gelindiğinde diğer Arap devletlerinin girişimleriyle Suriye hükümeti ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında biz ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Suriye ordusunun müdahil olduğu aktif çatışmaların yatışması üzerine Lübnan’da bir “Arap Caydırıcı Gücü” bulundurulmasına karar verilmiştir. İlerleyen zamanda Lübnan’da kimi zaman çatışmaların yatışmasına ve ülkede barış düzeninin yeniden kurulmasına dair umutlar görülse de yaşanan bazı olaylar çatışmaları yeniden şiddetlendirmiş, farklı grupların yeniden karşı karşıya gelerek silahlanmalarına neden olmuştur. Örneğin 1977’de Dürzi lider Kemal Canpolat’ın öldürülmesi sonucunda Canpolat’ın destekçileri bu olaydan Maruni Hristiyan grupları sorumlu tutmuş ve iki grup arasında çatışmalar sürdürülmüştür (Al Jaro, 2019: 45; Cleveland, 2015: 428-429).

İç savaş devam ederken 1978’de Lübnan topraklarından giden silahlı bir grubun İsrail’e bir saldırı gerçekleştirmesi İsrail’in Lübnan’ın güneyine askeri birlikleriyle girmesine neden olmuştur. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün militanlarının çoğunluklu olarak bulunduğu Güney Lübnan’da, İsrail ordusunun bölgeye girmesiyle birlikte İsrail ordusu ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı görülmüştür. İsrail hükümeti Güney Lübnan’dan Filistinli silahlı gruplar tamamen çıkarılmadığı takdirde saldırıları sonlandırmayacağını duyurmuş, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün İsrail’in saldırıları karşısından direniş göstermesi üzerine İsrail saldırıların şiddetini arttırmıştır. İsrail-Filistin çatışması Lübnan toprakları üzerinde bu şekilde devam etmiştir. 1982 yılına gelindiğinde İsrail saldırılara karşı yeniden Lübnan topraklarına askeri birliklerini göndermiş, bu kez Lübnan’ın başkenti Beyrut’a kadar ilerleyerek Beyrut’ta etkin olmuştur. İsrail’in bu işgalinin birçok yerli Lübnanlının ve Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden olduğu görülmüştür. Yaşanan çatışmaların ardından İsrail 1983’te Lübnan’dan askerlerini çekmeye karar vermiş, çekilme ancak 1985 yılına gelindiğinde gerçekleşmiştir ve Lübnan’ın güneyinde bir grup İsrail askerinin mevcudiyetinin bırakıldığı bilinmektedir (Al Jaro, 2019; Cleveland, 2015).

İç savaşın ilerleyen yıllarında Suriye hükümetinin Lübnan üzerindeki etkisinin devam ettiği hatta bu etkinin güçlendiği görülmüştür. Suriye ile birlikte diğer Arap devletlerinin Lübnan’daki iç savaşın sonlandırılmasına yönelik girişimleri kimi zaman görülmüştür. 1989 yılına gelindiğinde 10 yılı aşkın süredir devam eden bir iç savaşın izlerinin yoğun bir şekilde görüldüğü Lübnan’da din ve mezhep gruplarının temsiline dayanan ve krizlerin yaşandığı siyasi yapı nedeniyle devlet otoritesi güçlü bir şekilde kendini gösterememekte, iç savaşın sonlandırılmasında etkili olamamaktadır. Bu durumun görüldüğü Lübnan’da iç savaş halinin süresinin uzaması iç savaşa müdahil olan ve çatışmaları pekiştiren çeşitli grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örneğin Şii Müslümanların kurduğu EMEL Partisi ve Hizbullah, Lübnan’da Şii Müslüman grupların silahlanarak iç savaşa müdahil olması durumunu meydana getirmiştir (Al Jaro, 2019; Cleveland, 2015).

Şiddetli çatışmaların hız kesmeden devam ettiği Lübnan’da barış düzeninin sağlanması bölgedeki diğer Arap devletlerince gündeme getirilmiştir. 1989 yılında Arap Birliği öncülüğünde Lübnanlı siyasetçiler bir araya gelmiş, Lübnan’da yeni bir düzenin kurulması amacıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. Suudi Arabistan’ın Taif kentinde görüşmeler yapılmış, Lübnan’ın iç siyasetine dair bazı değişiklikler üzerinde anlaşılarak Taif Anlaşması imzalanmıştır. Örneğin daha önce mecliste 6 Hristiyan temsilciye karşın 5 Müslüman temsilcinin olması gerektiği sistem değiştirilmiş parlamentoda Hristiyan ve Müslüman temsilci sayılarından eşitlik olması gerektiği kararına varılmıştır. Devlet başkanının Maruni Hristiyan olmasının gerekliliği devam ederken Sünni Müslüman olan başbakanın yetkileri arttırılmış, Şii Müslüman olması gereken meclis başkanının görev süresi uzatılmıştır. Taif Anlaşması’yla birlikte görülen en önemli düzenleme Lübnan’da Suriye’nin etkisinin artmasına zemin hazırlanmış olmasıdır. Bu anlaşmayla birlikte 15 yıl süren bir iç savaşta yıkıma uğrayan Lübnan’da barış düzenin sağlanması ve korunması için Suriye vesayeti öngörülmüş, bu durum Lübnan’ın yeniden barış düzenine geçmesinde katkı sağlamış olsa da Lübnan’da siyasi yapının sahip olduğu potansiyel krizlerin ve çıkar çatışmalarının engellenmesinde pek etkin olamadığı söylemek mümkündür. Taif Anlaşması Lübnan’da siyasi yapıya anayasal boyutta değişiklikler getirmesi açısından oldukça önemli olsa da bu anlaşmanın hükümlerinin tamamen uygulanmadığı görülmüştür (Altunışık, 2007: 6, SETA, 2006: 11).

Lübnan’da Filistinli Grupların Rolü

Lübnan’da 1975 yılında başlayan iç savaşta süreç içerisinde birçok grubun çatışmalara dahil olduğu görülmüştür. Daha önce de bahsedildiği gibi iç savaşın başlangıcı kabul edilen olaylarda Filistinli grupların etkisi oldukça önemli yer kaplamaktadır. 1948 ve 1967 ve 1970 yıllarındaki gelişmeler neticesinde Lübnan’a yerleşen Filistinlilerin Lübnan iç siyasetindeki çıkar çatışmalarının bir parçası haline gelmesiyle birlikte Lübnan İç Savaşı’nın sorumluları olarak Filistinlilerin gösterilmesi sonucu meydana çıkmıştır.

Lübnan’da Filistinli mülteciler, siyasi deneyi bozmalarından endişe edilmesi nedeniyle vatandaşlık verilmeden mülteci kamplarında yaşamlarını devam ettirmişlerdir. Lübnan hükümetinden Filistinlilere karşı bir görülmüş olsa da Lübnan’daki Müslüman ve Dürzi siyasi gruplarla halk Filistinlileri desteklemiştir.

Çoğunlukla Lübnan’ın güneyinde görülen Filistinli nüfus, burada İsrail’le karşılıklı saldırıların yaşanmasına zemin hazırlamıştır. İç savaş sürecinde Filistinli grupların faaliyetlerine genel olarak bakılacak olursa silahlı direniş örgütü olan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ilk başta iç savaşın aktörlerinden biri olduğu görülmekte, daha sonra savaştan çekildiğini bildirdiği bilinmektedir. 1978 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesiyle birlikte Filistin Kurtuluş Örgütü yoğun bir saldırıyla karşı karşıya kalmış, İsrail’in şiddetli saldırıları neticesinde örgüt kendisini askeri açıdan geliştirme yönünde girişimler gerçekleştirmiştir. İç savaş esnasında 1982 yılı Lübnan’daki Filistinliler için oldukça büyük öneme sahip olayların yaşandığı bir yıl olarak görülmektedir. 1982 yılına gelindiğinde İsrail, Lübnan’a geniş çaplı bir askeri müdahale gerçekleştirmiş, başkent Beyrut’a kadar girmiştir. Filistinli gruplara karşı yoğun şiddetli saldırılar görülmüştür. Aynı yıl Filistin Kurtuluş Örgütü’nün 1970 yılında Ürdün’de yaşanan “Kara Eylül” olaylarından sonran Lübnan’a taşınan merkezinin Tunus’a taşındığı görülmüştür. Güney Lübnan’da ve Beyrut’ta Filistin Kurtuluş Örgütü’nün etkinliğinin azaldığı görülmüştür.

1982 yılında yaşanan bir diğer önemli ve iç savaş esnasından Lübnan’da Filistinli mültecilerin durumuna dair önemli bilgiler veren olay mülteci kamplarına yönelik gerçekleşen katliamlardır. 16-17 Eylül 1982’de Hristiyan milisler, Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına oldukça şiddetli olan saldırılar düzenlemiş ve Filistinli mültecilerin ölümüne neden olmuştur. Filistinli mülteciler Lübnan’a yerleştiğinde 17 tane olarak bilinen mülteci kamplarından 4 tanesi iç savaş sonrasında tamamen yok olmuştur (Andırırbu, 2022). 1985-1987 yılları arasında mülteci kamplarında “kamplar savaşı” olarak bilinen çatışmalar yaşanmış, EMEL Partisi başta olmak üzere silahlı Şii Müslüman gruplarla Filistinliler arasında çatışmalar görülmüştür.

Sonuç

1975-1990 yılları arasında Lübnan’da 15 yıl süren uzun ve şiddetli bir iç savaş dönemi yaşanmıştır. Bu dönemin yaşanmasında etkili olan çeşitli sebeplerin var olduğu bilinmektedir. Lübnan’ın iç dinamiklerinden kaynaklanan sebepler ve dış etkenlerden kaynaklanan sebeplerin olduğu görülmüş, süreç içerisinde iç ve dış etkenlerin bir araya gelerek karmaşık durumlar meydana getirmesiyle birlikte Lübnan’daki iç savaşın yayıldığı ve derinleştiği görülmüştür. Bu etkenlerin ortaya çıkışları geçmişe dayanmaktır.

Geçmişten beri Lübnan’da görülen siyasi yapı, krizlerin çıkmasına neden olan ve geçmişten itibaren kimi zaman krizlerin yaşandığı bir oluşumdur. Lübnan siyasetinin en önemli özelliği siyasi temsilin farklı etnik, din ve mezhep gruplarının nüfus içindeki oranlarına dayanmasıyla oluşturulmuş olmasıdır. Bu durum, zaman içerisinden siyasi yapıda yer alan bazı grupların rahatsızlıklarının oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Örneğin Lübnan’ın bağımsızlığını elde ettiği 1943 yılında kararlaştırılan Ulusal Pakt’a göre 6 Hristiyan temsilciye karşın 5 Müslüman temsilci oranı korunmak zorunda, yine bu anlaşmaya göre devlet başkanı Maruni Hristiyan, başbakan Sünni Müslüman, meclis başkanı Şii Müslüman olmak durumundadır. Bu siyasi yapıda karşılaşılan bazı sorunların nedenlerinden biri Maruni Hristiyanlara devlet başkanlığının verilmesiyle birlikte hükümette önemli görevlerde de Maruni Hristiyanların görülmesi ve siyasette Maruni Hristiyanların egemenliğinin hissedilmesidir. Aynı şekilde mecliste Hristiyanlara verilen temsilci sayısının daha fazla olması ilk başta bakıldığından nüfus oranına göre belirlenmiş olduğu için makul gelmekte fakat 1932 yılında yapılmış olan nüfus sayımı baz alındığı için temsilci sayılarının belirlenmesi kuralının güncel duruma aykırı olduğun yönünde eleştiriler görülmektedir. Bu durum, Lübnan siyasetindeki Müslüman grupları da rahatsız etmektedir. Siyasi yapıya bakıldığında görülen Maruni Hristiyan egemenliği iç savaş esnasında da Lübnan siyasetinde önemli ayrılıklara neden olmuş, Müslüman ve Dürzi grupların Maruni Hristiyanlara karşı yer aldığı görülmüştür. 15 yıl süren iç savaş esnasından birçok nedenle çatışmaların devamlı olarak yeniden başladığı görülmüş, Lübnanlı yerel gruplar da bu çatışmalarda taraflar arasından yer almıştır.

Lübnan iç savaşını tetikleyen dıştan gelen etkenlerin de var olduğu bilinmekte, Lübnan hükümeti ve aynı şekilde düşünen bazı gruplara göre Lübnan iç savaşının en önemli nedeninin Filistinli mülteciler olduğu iddia edilmektedir. Lübnan’da Filistinli mültecilerin ve Filistinli silahlı grupların mevcudiyeti geçmişe dayanmakta, bu mevcudiyetin süregelen zaman içerisinde Lübnan’da iç dinamikleri etkileyecek bazı gelişmelerin yaşanmasına zemin hazırladığı görülmektedir. 1948 yılında Filistinlilerin yaşadığı topraklarda bağımsız bir Yahudi devleti olan İsrail’in kurulduğunun ilan edilmesinin ardından bölgedeki Arap devletlerinden Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan ortak bir saldırıyla İsrail’e savaş ilan etmiştir. Bu savaş neticesinde İsrail sahip olduğu Filistin topraklarını biraz da genişletmiş, kuruluş aşamasındayken Filistinlilerin yaşadığı topraklara yerleşmiştir. Bu durum, bölgede önemli ölçüde Filistinli mülteci nüfusun oluşmasına neden olmuş, Filistinli mülteciler başta Lübnan ve Ürdün olmak üzere diğer Arap devletlerine göç etmek zorunda kalmıştır. Lübnan’da Filistinli mülteciler, mülteci kamplarında yaşamlarını devam ettirmek durumunda kalmış, Lübnan hükümeti Sünni Müslüman nüfusun artmasının siyasi yapıdaki dengeyi bozma ihtimali çekincesi nedeniyle Filistinli mültecilere vatandaşlık vermemiştir.

1948 yılında yaşanan Arap-İsrail Savaşı neticesinde olduğu gibi 1967 yılından yaşanan Arap-İsrail savaşı neticesinde de bölgede Filistinli mültecilerin sayılarının arttığı ve diğer Arap devletlerine göç ettikleri bilinmektedir. Lübnan açısından 1967 yılında yaşanan olayların farkı yalnızca Filistinli mültecilerin değil Filistinli silahlı grupların da Lübnan’a yerleşmeye başlamış olmasıdır. 1967 yılı sonrasından Lübnan’ın güneyinde Filistinli grupların yoğunlukta olduğu görülmüş, burada bulunan Filistinli silahlı grupların Lübnan topraklarından İsrail’e saldırılar gerçekleştirdiği görülmüştür. Bu durum sonucunda İsrail’e Filistinli grupları hedef alarak Lübnan’a karşı saldırılar gerçekleştirmiş ve Lübnan’ın güneyinde yaşayan Lübnanlı halkın da zarar görmesine neden olmuştur. Süregelen bu durum, Lübnan’daki Filistinli silahlı grupların Lübnan için sorun olarak görülmesi düşüncelerine zemin hazırlamaktadır. 1970 yılında Ürdün’de merkezi bulunan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Ürdün’de siyaseten güçlenmeye başlamasının ardından Ürdün hükümetinin Filistin Kurtuluş Örgütü’nü ülke içerisinden çıkarmak için şiddet kullanmasıyla birlikte FKÖ’nün merkezinin Lübnan’a taşındığı görülmüştür. FKÖ, Lübnan’da etkin bir güç olmaya başlamasıyla birlikte Lübnan siyasetinin içerisinden Hristiyan gruplar ve dışarıdan İsrail rahatsız olmaya başlamıştır.

1975 yılına gelindiğinde Filistinli gruplar ve Maruni Hristiyanlar arasından başlayan çatışmalar neticesinde iç savaşın başladığı görülmüştür. İlerleyen zamanlarda Filistinli grupların yanı sıra Lübnan siyasetinin Müslüman ve Dürzi gruplarını da Filistinliler destekler konumda olduğu görülmüş, daha sonra EMEL ve Hizbullah gibi Şii Müslüman grupların da iç savaşta çatışmalarda yer aldığına rastlanmıştır. Sonuç olarak Lübnan İç Savaşı, ülkede sin ve mezhep ayrımına dayanan siyasi yapıyla bölgede İsrail’in kuruluşuyla birlikte ortaya çıkan Filistinli mültecilerin Lübnan’da neden oldukları durumların birleşmesiyle ortaya çıkmıştır.

Nursena Bayraktepe (2024)

*Analizlerdeki fikirler yazarına aittir ve İstihbarat ve Güvenlik Araştırmaları Merkezinin editöryal
politikasını yansıtmamaktadır.

Kaynakça:

Al Jaro, Hytham (2019), Arapça kaynaklarda Filistin Kurtuluş Örgütü ve Lübnan İç Savaşı (1975-1989), Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Tarih Bilim Dalı.
Andırırbu, Rüveyda (2022), “Lübnan Hükümeti’nin Güvenlik Sorununa Dönüşen Filistinli ve Suriyeli Mülteciler”, Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi, 5(1): 244-256.
Benli Altunışık, Meliha (2007), Lübnan Krizi: Nedenleri ve Sonuçları, TESEV Yayınları.
Cleveland, William Lee (2015), Modern Ortadoğu Tarihi, Agora Kitaplığı, İstanbul.
SETA Rapor (2006), “Lübnan’da İstikrar Arayışları”.

Leave a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Articles

SavaşVaka Analizleri

Yeni Savaşlar Üzerine: Rusya-Ukrayna Savaşı Nerede Duruyor?

Giriş İnsanlık, tarih boyunca şiddet kullanımı ile çeşitli kazançlar elde etmeye çalışmıştır:...

AnalizlerSiber Güvenlik

Siber Terörizm Kavramı ve Etkileri Üzerine

Günümüzde şüphesiz hayatımızın çok büyük bir bölümü siber uzayda geçmektedir. Hayatımızdaki unsurların...

AnalizlerSavunma ve Stratejik Analizler

İran-İsrail Çatışmasına ABD’nin Müdahalesi: Orta Doğu’da Yeni Bir Dönem

1. Giriş Haziran 2025’te Amerika Birleşik Devletleri, İran’a yönelik bugüne dek gerçekleştirdiği...

AnalizlerSavunma ve Stratejik Analizler

İran–İsrail Çatışmasında Askeri Teknoloji ve İstihbarat

Giriş 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken uluslararası güvenlik paradigmasında köklü değişimler yaşanmakta,...